ÇEŞMELER ANLIYOR EN FAZLA BİZİ

-Şehid Cevher Dudayev için-

biri öldüğünde ben

genzimde danseyleyen binlerce karıncadan

dilimin ılık bir yosun bağlayan uçlarından

gözlerimi buğulayan o yakıcı bun'dan

ve göğsümde ağır ağır kuruyan bir ırmaktan

anlıyorum şairlerin bir kadın yanı vardır

yalnızlığımızda saklı kadın ağıtlarını

bütün şairler söyler

çünkü bir kayıp vermiştir sırt verdiğimiz dağlar

biri değildir ölen

ki kıyametim kopmuştur dünyam kararmıştır

gazabı az dokunmuştur tanrıçaların bana

erkeksi bir gevşemeyle akan damarlarımda

havva'dan beri dökülen kadın gözyaşlarıdır

çün adettir ağıt yakmak yoksa ne gelir elden

dünyanın ağır bir taşı yerinden oynamıştır...

 

(sen doğduğunda şeyhim

ölü çocuklar emziren acılı annelerin

gür meme uçlarından ağıt sağardı gökler

ay demir yumruklarla derin yara alırken

bir sürgünün treni sessizce yol alırdı

o günler uzak değil lakin geride kaldı

Sibirya bozkırlarından bu yana bakan gözler

geniş bir iç geçirme ile kısılır, kısalırdı

ki ağıtla geldin şeyhim, ağıtla gidiyorsun

gelişinde nadide bir mücevherdi annenin

soylu bir tarihe bakan yarı yeşil gözleri

gidişin kutlu olsun

o gür ve pak memelerin emzirdiği umudun

bize azık bize aşk bize arınma oldu

koynunda ateş taşıyan yağız dağlı çocuklar

acının ve sarsılmanın direnciyle doğruldu

sen gittiğinde şeyhim..

 

sen doğduğunda şeyhim

belki nisan değildi rüzgarın getirdiği

göçmen olmuş kuşların zoraki suskunluğu

varolmanın anlamını derinden eritirdi

ama rüzgar

ama o zaman denen muamma okyanusu

bozkıra süt yağdıran bir karanlık akşamı

bir kazak anası gibi okşadı yüzlerini

ondandır ki gözlerin

alabildiğine derin çiçek ve güneş kokar

ve göklerden aşk devşiren silah değmiş ellerin

inadına hırçınlaşan kaytan bıyıkların var

tarifsiz bir iksir gibi akıyorsun dağlardan

açılırken diğer kapı son sözünden öğrendik

senin geldiğin zamanda nasıl gamlıysa toprak

senin gittiğin zamanda yaşamın anası var

anladık aşka düşen gölgenin tılsımını

kolaydır ölüm bir kızın adını sormak kadar)

 

bugün nisan

bir eskiçağ bilgesi kadar gamlıyım şimdi

akşamın alıp gittiği türkülerim sürgündür

hayalini kokladığım bir gizli karanfilin

kesif bir barut içinde küle döndüğü gündür

gayrı bütün aylarım nisandır benim için

nisandır içime dolan çıngıların kaynağı

bilmem ki bağrını yolan bacısı özgürlüğün

artık nasıl dayanır

nasıl bırakır toprağın o nemli kucağına

kafkasya kayalarında kanla kınalayarak

bir destanı beşik yapıp büyüttüğü yiğidi

dağların gözyaşlarına toprak nasıl dayanır...

 

Bugün nisan

karalara bürünerek bağladı yollarımı

gece kararmış haberler taşıdı yollarımdan

yüreğimde devrilen dağla doğrulduğumda

anladım bir kartalın erken vurulduğunu

anladım neden karayazgı kadar siyaha çalar

bu nisan sabahına çöken zehr-i asuman

ve ondan

kayda geçilen sözlerin hepsi anlamsız bugün

kırık bir kılıç ucuyla bölünen kalbim bile

kendini anlamıyor

unutuyorum beyrut'un bütün çığlıklarını

en kuzey tarafıma ağır bir felç iniyor

ağır paletler yürüyor mağrur kanatlarımda

ve küskünlük kişniyor yokuş koşan atlarım

emekleyen düşlerimin işte bir kandili yok

dili yok çeşniler sunan kartal bakışlarımın

desem ne gelir elden?...

 

sükut et ey yüreğim

nasılda buharlaşıyor kurumuş bir nehirin

yatağına yağmur gibi bıraktığın sözlerin

sükut et ve ağırlaş, bütün gözler nemlidir

çünkü nem,

adında ve anlamında gizlenmiştir nisanın

işte bu sebebtendir acılı ve anlamlı

önce nisan haber aldı yaşlı gözlerle onun

halkına gündoğururken nasıl vurulduğunu.

 

(oğlum,

taşıdığın yüzüğün taşındaki efsane

seni dağlara taşıyan genlerindeki ıtır

ısıtır kardeşlerinin üşüyen yanlarını

namludan benliğimize çarparak çıkan kurşun

vurmasada düşmanını yüzümüzü ısıtır

kararlı gözlerinde derinleşen bir tarih

sahipsiz bir kalem ile yazılmaya reddedip

doğurgan bir iştiyakla yeniden

içimizin en karalık yerlerini ışıtır

 

oğlum,

çeçen kaması üstüne yeniden yemin eyle

kaynayan damarlarının köpüğü dağılmadan

yeniden çekil dağların serin kıvrımlarına

ki seher bilmediğim gülleri kızartırken

güllelerle dövülen

ve güneşi kıskandıran alnını secdeye koy.)

 

şeyhim,

sensiz dul kalan nisan

toprak kasede sunuyor acının iksirini

bakışları buğulanmış özgür çocuklarına

ki çocuklar o acıdan içince çoğalıyor

bir dünyanın kapısında şavkıyan sözlerinden

bizi sonsuz tutsak eden bir soylu aşk kalıyor

 

Sanatkars Dergisi, Sayı 2, Yıl Haziran-Temmuz-Ağustos 2014
Kırağı Dergisi, Sayı 20, yıl Temmuz-Ağustos 1996

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator