ANKARA’DA ZAMAN

Mehmet Saim Değirmenci

Tanpınar üstadımız diyor ya, “Su sesi ve kanat şakırtısından/Billur bir avize Bursa’da zaman” diye, onun dönemindeki şehrin zamanı elhak öyledir ve akmayı ve uçmayı kavramlaştıran, bunu bir su akışı, bir kuş uçuşu sadeliğinde yapan eskilerin bütün şehirlerinde neredeyse aynı ahenk ve akış mevcuttur. Yine de her şehrin zamanla münasebeti, zamanın her şehirler münasebeti, şehrin zamanı zamanın şehri şekillendiren ruhu aynı değildir. Bir şehirde yaşamak bir şehirde zamanı yaşamaktır aynı zamanda… Bir insanın aynı uzunluktaki bir günü, farklı şehirlerde aynı uzunlukta, aynı yoğunlukta, aynı ruh haliyle ve aynı içerikte yaşaması mümkün değildir. Urfa’da zaman bir ortaçağ şehrinde saniyelerin günden kırptığı değil de sanki güne ilave edildiği bir uzunlukta ağır aheste yaşanırken, bir tatil kasabasında o gün kaşla göz arasında geçip giden bir hızla yaşanmaktadır.

 

Tatil kasabası sözün gelişidir. Zira aynı şehrin değişik semtlerinde, örneğin İstanbul’un Eyüp’ündeki zamanla Kadıköy’deki zaman aynı değildir; nasıl Üsküdar’daki zamanla Etiler’deki zaman aynı değilse…

 

Sözü uzatmadan Ankara’ya gelirsek, şehir pek çok açıdan çok zamanlıdır; bunun sakinlerle ilgisi olduğu kadar şehrin semtlerinin doğasıyla da ilgisi vardır.

 

Hacı Bayram’da zaman, bütün o incik boncuk çığırtkanlarına, Güllü Yasin, ucuz Dua kitabı ve Hacı Bayram işi Mushaf’tan rahleye, hediyelik başka eşyalardan bitki köküne her şeyin satıldığı bir pazar havasındayken; mekan, delileriyle, dilencileriyle, bir milyon yıl yaşamış intibaı veren gerçekte biz akran yaşlılarıyla, tapınak kalıntılarından turistlerin ağır bakışlarına yansıyan, sonrasında türbede duaya dönüşen gölgeleriyle yaşadığımız dönemden birkaç asrın öncesinin zamanını yaşıyor izlenimi vermektedir.

 

Oradan ayrılır ayrılmaz hemen bıçkın dolmuş şoförlerinin sıra kapma telaşı, insanların dolmuşa otobüse yetişme telaşı, karşıdan karşıya geçme telaşı, birden üzerinizdeki o ağırlığı, doğrusu hafiflemişliği olacaktı, o sakinliği almakta, adeta üstünüzde başınızda ağır aheste işleyen saatin yelkovanı birden hızlanmaktadır. O hızla hale kadar yürüdünüz diyelim, haldeki zaman Hacı Bayram’daki zamanın biraz daha ahileşmiş halidir; o kalabalık arasında bile zamanın kendisi bizzat kişileşip şu arada bir çubuk doldursam da keyifle olanı biteni seyretsem der gibidir.

 

Halden çıktınız ve taksiye atladınız diyelim, istasyondan geçerken, yüksek hızlı tren öncesi ve sonrası Ankara istasyonunun zamanının birbirinden farklı olduğunu görecek ve hayrete düşeceksinizdir. Zaman Ulus’tan Kızılay’a geçerken hızlanacak, hatta kitapçılarda bilgiç, Sakarya Caddesinde tiyatrocu bir sarhoş kılığına bürünecek ve sizi öyle karşılayacaktır. Hatta Atatürk Bulvarı’nın sağındaki zamanla solundaki zaman da aynı değildir; Kolej tarafından ihtiyar bir emekli kılığında Kızılay’a inen zaman örneğin Yüksel Caddesi’ne geldiğinde bir den ergenleşecek, gençleşecek, karşıya, Bakanlıklar’a geçtiğinde birden emekliliğini hatırlayıp romatizmalı bir evrak memuruna dönüşecektir.

 

İşin edebiyatı ve şakası bir yana Ankara aynı günü gecesi de dâhil şehir kimliğinden kaynaklanan farklılıklarda yaşamaktadır. Sevgili Mevlana İdris’in dediği gibi, kritik zamanlarda “başkentin bütün ışıkları” yanmakta, hatta gündüz bile yanmakta, zamanla yarışmak için yeni bir zaman algısı icat edilmekteyken, şehrin periferisindeki semtlerde yine hızlandırılmış bir taşralı hayatı akmaktadır.

 

Bir de şehrin sabah ve akşam saatlerindeki zamanla mesai ortası zaman aynı değildir; birisinde yetişme yahut kaçırma telaşı şehre hâkimken, diğerinde akşam olsa da gitsek bekleyişi ve umursamazlığı zamanı da bekler ve umursamaz kılmaktadır.

 

Bu cümleden olarak, şehirde zamanı şehrin bütün mekânlarına, semtlerine teşmil edebiliriz demiyorum, genelleme olur, çok zamanlı bir şehirdir Ankara, yine de en insafsızı ve vicdansızı Hastaneler Bölgesindeki zamandır. Geçmek bilmez.

 

Zihninizin “Hangi günü gördün akşam olmamış”  diyerek çağrışımla beni haksız çıkaracağını sanmayın, mesele akşamın olup olmaması değildir; biz Başkent’te nice sabahların akşamdan daha karanlık ve kasvetli olduğunu biliriz.

Bağlantı Noktası Dergisi, Sayı 61, Yıl Şubat 2014

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator