GÜZEL NE GÜZEL OLMUŞSUN

Mehmet Saim Değirmenci

 

Özlemek güzelleştirir özleneni…  İnsan sevdiğinden ayrılmaya görsün, yaşanmışlıklar, gözbebeklerinde sakladığı sevgilinin her hali, her edası ayrı bir büyülü hal alır.

 

Şiir Karacaoğlan’ın. Sazıyla, türkü formunda,  bir bitki yerden filizlenip çiçek açar gibi, bir güvercin ansızın havalanır gibi, bir bulut siz farkında olmadan kaynar gibi, yağar gibi bir doğallıkla söylenmiş türkü…

 

Altı dörtlükten oluşuyor Karacaoğlan’ın şiirlerinin derlendiği kitaplarda. Repertuarda dört dörtlük kayıtlı; notaya alınmış. İcra edilen  ise üç dörtlüğü.

 

Türk halk edebiyatında yalnızlığı ve hasreti en güzel anlatan dizelere sahip… Şair kendi adını unuttuğunu söylüyor türküde, kimsenin adını sormamasından dolayı…

 

Türkü şöyle:

“Güzel ne güzel olmuşsun/Görülmeyi görülmeyi”.. Burada güzelin, genç kız iken olgun kadın güzelliğine erişmesi çağrışımı da saklı özlemenin yanında… “Siyah zülfün tel tel olmuş/Örülmeyi örülmeyi” Hem zülfün “perişanlığına” gönderme, hem de ilk söylediğimizle örtüşen bir şey… Anadolu’da, özellikle Farsaklar ve Güney Türkmenlerinde kızların saçı örülür kadınlardan çok… Dize değişik derleme ve icralarda “siyah zülfün halkalanmış” olarak da geçiyor…

 

“Mendili yudum arıttım/Gülün dalında kuruttum” Sevgilinin bir zamanlar kendisine verdiği mendil koynunda kirlenmiş olmalı ki, adet değil ama, tekrar onu görme zamanını umarak mendili yumuş, arıtmış şair… Gülün dalında kurutması hem gül-bülbül çağrışımı, hem de onu gözüm gibi korudum anlamlarını taşıyor. Bir de, aklım hep sendeydi, başka kimseye bakmadım, başka kimse beni sormadı, dolayısıyla adımın çıkacağı, adımın geçeceği bir ortam olmadı anlamı var sonraki iki dizeye aktarılan… “Adım ne idi unuttum/Sorulmayı sorulmayı”.. İnsan kendini ancak bu kadar yalnızlaştırabilir bir sevgi çevresinde… Gariplik bir durum yok çünkü… Derlemelerde “İsmim” olarak da geçiyor…

 

 

“Çağır Karacaoğlan çağır/Taş düştüğü yerde ağır” Çağırmak fiili sürekli dilde tutmak anlamını da taşıyor, türkü söylemek anlamını taşıdığı kadar… Kendisine doğru gelmesini istemek için seslenmek anlamını da… Şair, kendini o yaşanmışlığın mekanına doğru çağırıyor gibi bir hava var türküde/şiirde… Kendisinin düştüğü, gönlünün düştüğü yer sevdiğinin yanıdır çünkü… “Taş düştüğü yerde ağır” dizesi atasözü haline de gelmiş… “Yiğit sevdiğinden soğur/Sarılmayı sarılmayı”… Kendi şiirinden bir sevgili örüyor şair ve ona sarılıyor önce, yahut sevgilisine şiire örerek sarılıyor…

 

Türküyü derli toplu yeniden söyleyelim:

 

“Güzel ne güzel olmuşsun

Görülmeyi görülmeyi

Siyah zülfün tel tel omuş

(Siyah zülfün halkalanmış)

Örülmeyi örülmeyi

 

Mendili yudum arıttım

Gülün dalında kuruttum

Adım ne idi unuttum

Sorulmayı sorulmayı

 

Çağır Karacaoğlan çağır

Taş düştüğü yerde ağır

Yiğit sevdiğinden soğur

Sarılmayı sarılmayı”

 

Peki, türküyü kimden dinlemeli?

Siz ister Neşet Ertaş’tan, ister Gülay’dan, ister Okan Murat Öztürk’ten dinleyim, ben en çok Necla Erol’dan dinleyince sarsılıyorum.

 

 

RailLife Dergisi, Sayı 67, Yıl Nisan 2014

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator