HAVAMIZ YERİNDE

Mehmet Saim Değirmenci

Maşallah deyin, nazar değmesin, havamız yerinde, hava değişiminden Allah korusun, niyetimiz havamıza cıvamıza dair bir yazı yazmak değil, Ankara’nın havasına dair yaşadığımız döneme denk gelen durumları bir denemecikle de olsa dile getirmekten ibarettir.

 

Ankara’nın havası deyince, yahu birader,  burada yakın zamana kadar kışları ayaz ve beyaz, yazları sarı ve tozlu bir iklim hüküm sürerdi, hatta “Anakara ayazı” diye bir soğuk türü de kayıtlara geçti, adamcağızın biri “Leylek Dondu Ben Donmadım” diye kitap da neşretti, vaktiyle direklerin başına yuva yapan leylekler sabaha karşı ayazdan donup yere düşerlerdi diye geçmişi hatırlayanlar olabilir. Biz çeyrek yüzyıl önce leylek öldüren cinsinden olmasa da ona benzer soğuklara tanık olmakla birlikte artık Ankara’nın havasının kışın bile mutedil sayıldığına tanıklık ederiz. Küresel ısınma denen küresel salgının Ankara’ya ettiği iyilik eski Ankara kışlarını tarihe gömmekle kalmadı, neredeyse kışını yaza da çevirdi. E, ne var bunda, Ankara için olan hava değişimi diğer dünya şehirleri için de eşit ölçüde geçerli diye sözümüzü kesmeyin lütfen, ben yoğurdu şeker kaşığıyla yemeyi, kaşığın uç kısmını doldurmayı, ağızda bir miktar bekletmeyi severim; Ankara’nın küresel ısınmayı karşılaması da Zeybek havasıyladır, böyle biline…

 

Başlığı okuyup, birader sen de bilirsin ki, bir zamanlar sabah uyandığınızda genziniz yanmış kömür kokusuyla dolardı; karbonlu dioksitli bir duman neredeyse sis tabakası gibi şehrin üzerine çökerdi, ailesinde bel fıtığı olanlar üst katlardan ev almazlar, üst katlardan ev kiralamazlardı; meşhur “Zühtü” türküsü kömürlükten doldurdum da kömürü de Zühtü’ye dönüşmüştü diye doğal gazsız zamanları hatırlayanlar da Ankara’nın havasına dair bir şey söylüyorlardır; şimdiki gençler oh ne güzel sabah erken kalkarlarsa yıldızı, vaktinde kalkarlarsa güneşin doğuşunu, batışını, mavi gökyüzünü, mavi gökyüzünde Esenboğa’ya giden ve Esenboğa’dan kalkan uçakların çizdiği tek renkli gök kuşağını, yağmur sonrası çok renkli gök kuşağını görebilirler ve oturdukları apartmanda kendi dairelerine ait bodrum katta kömürlük diye bir şeye de  artık yabancıdırlar.

 

Havamız yerinde diye başlık atmışsın ya, artık Ankaralı olmuşsun, başkentlisin, elbette havan yerinde olacak, şu 81 vilayet içerisinde sırtını en fazla devlete dayayan şehrin kimliğini yaka cebinde taşıyorsun, elbette havan yerinde olacak geyiklerinin gerçeklik payı olsa da, o hava da eski resmiyetinden, eski ağırlığından, eski korkutucu değişmezliğinden yıl geçtikçe vazgeçiyor, açılıyor, hatta saçılıyor; olması gereken doğal havasına bürünüyor denebilir…

 

Sözü fazla havalandırmayalım, kanatlandırmayalım anlamında havalandırmayalım, yoksa, bir yazı yazıldıktan ve yayımlandıktan sonra, her okunuşta yeniden havalanacaktır zaten, Ankara havasına alışanlar, çok sıcak, çok soğuk ne bileyim belli bir nem oranının üzerindeki hava şartlarında bunalırlar, üşürler yahut terlerler; Ankara’nın havasını özlerler; Ankara havası alışan için vazgeçilmez havadır, onca araca, onca uçağa, onca kirliliğe karşın “temiz” bir havadır,  insanı güzelleştirir, gençleştirir, tabii,  fazla havaya girip şımarmamanız koşuluyla…

 

Havanız yerinde olsun…

Bağlantı Noktası Dergisi, Sayı 64, Yıl Mayıs 2014

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator