ANKARA’NIN BAĞLARI

Mehmet Saim Değirmenci

O güzelim “İp attım ucu kaldı” türküsünü de Ankara havası yapıverdiler ya, insan Ankara’nın bu her havayı kendisine benzeten havasına helal olsun demekten kendini alamıyor insan… Oğuz Yılmaz abimizin açtığı yolun bırakın kenarlarını, orta şeridinde bile,  belli formları kullanıp, özellikle her Orta Anadolu türküsünü Ankaralı yapan, dolaşıma sokan, şehre ait kılan  bir şey var. Ankara’da esasında Ankara Türküsü olmayan bir türkünün sadece bir dörtlük eklenerek her parkta, her düğünde, her gece kulübünde, müzik yayını yapan her mekanda çalınıp söylenmesi, çalınırken Ankara havası oynanması neyle izah edilebilir, bırakın yüksek lisansı, bileşenleriyle birlikte bir doktora konusu olması icap eder… Fakir Parkı’na tepeden bakan muvakkat fakirhanesinde kuşluğun köründen gecenin ikinci yarısına kadar hemen her gün bu türküyü dinlemiş, neredeyse ayakları, ayak parmakları bile ezberlemiştir. Evde mi vakit geçiriyorsun diye kınamayın canım, evde kalmıyoruz ancak eve de gelmiyor değiliz ya, normal şartlarda müzik yayının yasak olduğu saatlerde bile yaz geceleri mecburi ikamet meselesinden dolayı Ankara’nın Bağları’yla yatıp, aynı bıktırıcı ve sağır edici elektronik sazla uyanmış, yaz geçse de biraz rahat etsek diye neredeyse dua etmişizdir.

 

Ankara’da da bağ olsa hani gam yemeyeceğiz; bir zamanlar yok Keçiören bağları, Papazın Bağı vesaire bağlar olduğu, üzüm ve sair meyveler yetiştiği seyahatnamelerde, eski Ankara fotoğraflarında, bir ayağı çukurda olan yaşı doksanın üzerindeki amcaların teyzelerin yarı bulanık çocukluk anılarında kalmıştır. Ankara’da ilaç için olsa bağ bulmak mümkün değildir.  Doldurma mısra işte deyip geçecek değiliz, bu “bağ” esasında bağ filan değil büklüm büklüm yollara ve sarhoşluktan kaldırılamayan kollara geçiş için kullanılan bir “bağ” dizedir ve bu dörtlüğün yakıcı aklı böylece “ip atmıştır” ve ucu kalmıştır.

 

Ankara’nın Bağları türküsünün sonradan ilave edilen dize dışındaki kısmı repertuarlarda mevcuttur, Feryal ablamız, Bayram abimiz hakkını vererek söylemektedir lakin, Ankaralılaşmış ve bağlı bahçeli haliyle geri kalan sözleri aynı olsa bile kendisini yazdıran/yaktıran türküyle ruh ve gönül bağı bulunmamaktadır. Aslını dinlerken engin ve derin bir aşk hikayesi canlanırken gözünüzde diğerini dinlerken düğünler, dernekler, köçekler, eğlenceler, bıçkın delikanlılar ve yosmaların gece mekanlarında oynamaları, uzatmayalım, bu minvalde yüzlerce canlı fotoğraf canlanacaktır gözünüzde…

 

Ankara’nın bağları: Öyle bir bağ kalmadı kardeşim, az önce izah etmiş bulunduk… Büklüm büklüm yolları: Bu yollar bağlara çıkan yollar olsa gerek diyeceğiz de alakası yok, sokakları, caddeleri olsa gerek… Ne zaman sarhoş oldun(da): Tam da Ankara havasına uygun, içmeden sarhoş durumu da değil hani, e, erkenden başlamış, buraya gelmeden önce birkaç mekan dolaşmış, birkaç düğünde bulunmuş, başka aleme katılmış olabilir… Kaldıramıyon kolları: Nazal ne ile tabi… Ankara da “k” ile değil “g” ile… Kol da “g” ile.. Oyunda istenilen hareketi yapamayacak hale gelmiş…

 

Bir de bu türkünün  andığımız halinin Melih Gökçek’le Devran Kutlugün arasında “tatlı kavga” olma meselesi var lakin, o konu “siyasi” ve dönemsel bir konu… Geneli ne ilgilendirir; düğün dernek, dantela örnek…

 

Ankara’nın şu bir iki yıl içerisinde müzik ve oyun bahsinde alameti farikasının “Ankara’nın Bağları” olmasına gülmeli mi, üzülmeli mi diye soracağız da, uymaz, iyisi mi oynamalı… Kaldırın kolları ama canım, olmaz ki…

Bağlantı Noktası Dergisi, Sayı 65, Yıl Haziran 2014

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator