ANKARA’NIN AĞZI BAĞLI…

 

Mehmet Saim Değirmenci

 

Şehri orta yaşlı, nazenin bir güzel olarak tavsif edip “oruçlu musun aman, niyetli misin” aman diye, hele yaz ayına, Temmuz’a denk gelen bir ramazan yazısı yazmak iyi olur lakin, bu yazı bir mektubun, bir denemenin sınırlarını aşacağından bizim şöyle iftara bir saat ne bileyim kırk beş dakika kaladan başlayıp oruç açılana kadar şehrin merkezinin halini anlatmamız yerinde olacaktır.

 

Eskilerin deyimiyle gün üzülürken başkente bir hafiflik, bir sakinlik çökmekte, o gündüzkü hayhuyun, koşturmacanın, karıncaların bitmesi, bir karınca aşiretinin ani bir kararla yuvaya çekilmesine benzemektedir ki, bu tanım bile yeterli değildir. Karıncalar motorlu taşıt olsa gerektir; zira caddeler sokaklar, neredeyse parmakla sayılacak araç dışında sakinleşmekte, kendi dilince, ben de oruç açacağım arkadaşlar, hadi evinize demektedir.

 

Madem sakinlik dedik, bu sakinliğe gökyüzü açıksa mavilik, kapalıysa bulutlar, ağaçların yaprakları parklar, alışveriş merkezleri, resmi ve özel kurumlar, bu kurumların tabelaları bile uyum sağlamış gibi bir hava şehri, şehrin merkezini büsbütün kuşatmıştır.

 

Şehrin sokak çalgıcıları, meczupları, dilencileri, kimsesizleri, Suriye göçmenleri dahil evsiz muhacirleri bile duruma uyum sağlamakta, onlar da kendi hallerince ezanı beklemektedir.

 

Başkentte neredeyse lokanta sayılan, restoran sayılan, içinde tencere kaynayan her iş yeri, sadece içeriye değil, varsa ön bahçesine, sokağa, caddeye taşmakta, aceleci garsonlar masa sandalye ayarlama telaşına düşmektedir. Masa sandalye ayarlaması tamamsa, bu sefer de iftariyelikler masalara yerleştirilmekte, bunun tatlı telaşı iftara hazırlanmaktadır. Her lokantada demirbaş hurma zeytin beyaz peynir aynı olmak kaydıyla, lokantanın durumuna iftariyelikler değişiklik arz etmekte, tozdan rüzgardan etkilenmesin diye tabakların ağzı şeffaf örtüyle örülmektedir.

 

Önceden yer ayıran oruçluların gittikçe artan yoğunlukta lokanta ve restoranlara gelmeleri, bazılarının bir saat öncesinden masasına oturarak olanı biteni izlemesi,  oruç açmaya gelen çocuklu ailelere izlenmeye değerdir. Ne var ki bu hareketlilikte bile bir iç huzur ve iç sakinlik bütün akışa kendiliğinden egemen olmaktadır.

 

Başkentte iftar öncesi çekilecek bir toplumsal fotoğraf, şehrin 2014’te bile nasıl bir manevi atmosfere sahip olduğunu, iliklerine kadar İslam şehri olduğunu göstermeye yetecek boyuttadır. Bu o kadar öyledir ki, meyhaneler, birahaneler arasında kalan lokantalar bile rengini o ortama vermektedir.

 

E, gündüz bakıyoruz da şehir adeta oruçsuz şehir, aynı lokantalara Ramazan uğramamış gibi Ramazan öncesi hareketlilik adeta devam ediyor diyerek bize itiraz edilebilir. BU elbette doğaldır, ne var ki, iftara yakın son bir saatten başlayarak çekilecek fotoğraf diğer 11 ayda rastlanmayan bir fotoğraftır ve şehrin sosyokültürel yapısında bu fotoğrafın belirleyiciliği bulunmaktadır.

 

Daha bunun semtleri var, mahalleleri var, iftar çadırları var, toplu iftar verilen mekanları var, oraların anlatılması, hele resmi iftarların yazılıp çizilmesi uzun hikayedir; bunu da başkaları yapsındır.

 

Biz şehir merkezinden bir fotoğraf verdik, ezan okundu, serin suyla diliniz damağınız ıslandı, hadi Allah kabul etsin… Bir şehir orucunu açıyor.

 

Bağlantı Noktası dergisi, Sayı 67, Yıl Ağustos 2014

 

 

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator