ORTA DÜNYA VE SARMAŞIKLARI

Mehmet Saim Değirmenci

Hikâyeyi bilirsiniz; Nasreddin Hoca merhuma dünyanın ortası/merkezi neresidir diye sormuşlar da, hani af buyurun, eşeğimin ayağının bastığı yer, demiş ya, şaka bir yana da Ankara’da yaşayan birisi için dünyanın merkezi Ankara’dır. Şaka yaptığımı zannetmeyin, dönemsel merkez kaymalarına da kulak asmayın, dünyanın merkezi sahiden Ankara’dır… En azından bizim dünyamızın, ait olduğumuz dünyanın ortası Ankara’dır. Bırak bu Orta Anadolu ağzını ve asabiyetini diye beni paylamaya kalkmayın, eşek kulaklı Midas Hazretleri’nin de ayağı Ankara’ya basmıştır demiyorum sadece; Ankara, eski dünya diye bildiğimiz Asya-Afrika-Avrupa üçgeninin tam ortasındadır ve iyi ki de ortasındadır; öyle başkent olması filan da tesadüfi değildir; orta olmasına binaendir.

 

Niyetimiz Ankara’nın “ortalığını” anlatmak değil, Ankara’nın özge mekânlarından Orta Dünya’yı kısaca tarif ve tavsif etmekten ibarettir.

 

Neresi bu “Orta Dünya” diyenlere deriz ki, hani Kocatepe’yi bilirsiniz, biliriz, hani, Kocatepe’den Sıhhiye’ye gelen Mithat Paşa Caddesi’ni de bilirsiniz, biliriz, işte o caddenin başlangıç noktasında, sırtınızı Kocatepe’ye verin, sola bir sokak açılır, o sokak Kızılırmak Sokak’tır, ilerleyin, şöyle adımlarınızı sayarak küçükse altmış yetmiş, büyükse elli altmış adım atın, sokağın ortasında, sağ kolunuz üzerinde sarmaşıklarla kaplanmış bir zemin kat “Cafe”si vardır ve adı Orta Dünya’dır.

 

Dışarıdan bakınca fark edilmez, bilenler müdavimidir, kendisini sarmaşıklara saklamıştır, bir zamanlar köpekleri de vardı, köpekli sarmaşıklı bir mekândı lakin köpeklerin sahibinin ayrılmasından dolayı şimdilerde kapı önünde girene çıkana gülümseyen Kedi Hazretleriyle iktifa edilmektedir.

 

Sarmaşığı ve kedi-köpek faslını geçtik madem, ahşap masa ve sandalyeleri geçtik, her biri saçıyla sakalıyla, giyimiyle kuşamıyla, edasıyla tarzıyla, ojesiyle tokasıyla, fistanıyla bastonuyla, gitarıyla kopuzuyla masalarda kendi halinde konuşan, yemek yiyen, o her biri ayrı ve özel tasarım “Orta Dünya” mühürlü kupalarda çay içen, kitap okuyan, “GO” oynayan yahut tabletten, cep telefonundan, diz üstü bilgisayardan film izleyen, ders çalışan çoğu öğrenci, uzatmalı öğrenci yahut hâlâ öğrenciliği üzerinde bulunan “müşterileri de geçtik, kendimize içeride veya bahçe kısmında bir yer bulduk, oturduk… Cümle bitmez de, hata yapmayalım, Orta Dünya sakinlerine “müşteri” demek çok ticari kaçacaktır, müşteriden çok hatta sakinden de çok onlara müdavim demek isabetli olacaktır, çünkü anarşistlerden, bisiklet ve GO meraklılarından, çevrecilerden, her türlü ayrımcılığa karşı çıkan aktivistlerden, aylaklardan oluşan, birbiriyle tanışmayan ancak aynı mekânda bulunmaktan kaynaklanan bir yüz aşinalığına sahip olan bu topluluk tek kalemde ancak “müdavim” olarak tanımlanabilir. Sürekliliği vardır.

 

 Sadece müdavimler “tarz” yahut “karakter” değildir; sarmaşıklarıyla, masasıyla, sandalyesiyle, uzun saçlı sahibi Özgür’le, uzun sakallı garsonlarıyla, arada bir sadece hafta sonları çalışan dişi garsonlarıyla, elinden ilginç yemekler çıkan aşçısıyla, kupasıyla, bardağıyla, Orta Dünya Özel limonatalarıyla, hele hele yeşil elmalı elmalotasıyla, bunu ben uydurdum tabi, elmalı limonatasıyla, günün menüsünü duyuruna küçük ebatlı kara tahtasıyla, kara tahtanın asıldığı ırmak taşlarından örülmüş ön cephe duvarıyla, içeride içinde fakirin de kitaplarının bulunduğu kitaplığıyla, gazete kesiklerinden, çıkartmalardan, el yazılarından oluşan panolarıyla, park edilmiş bisikletleriyle, eyleme hazır pankartlarıyla, baskın kekik kokusuyla, menü kitapçığıyla, duvardaki roman ve öykü ağaçlarıyla, buna benzer ve bu minvalde objeleriyle, kuklasıyla, oyuncaklarıyla da “tarz” ve “karakter” sahibi bir mekandır Orta Dünya…

 

Ha, Mehmet Aycı’yı soruyorsanız, sadece kitap okumak için seçmiştir Orta Dünya’yı…  Hoş geldin bakışlarından sonra  Behiç Ak’ın kedilerinin uçtuğu kedili kupayla çayımız ve suyumuz gelir, saat ve yüzüğümüz çıkarılır, varsa gözlüğümüz çıkarılır, çantamızdan kitaplarımız ve kurşun kalemiz çıkarılır, acıkınca domates soslu Penne, içimiz yanınca Niğde gazozu, kimseye dikkat etmeden, aldırmadan, yaşasın okumak ve kitaplar…

 

Orta Dünya kitap okumak için ideal mekanlardan biridir… Sadece kitap okumak için seçtiğimiz ise şaşırtmacası…

 

 Bağlantı Noktası Dergisi, Sayı 68, Yıl Eylül 2014

 

 

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator