ATAKULE’DEN AT BENİ

 

Mehmet Saim Değirmenci 

Sosyal paylaşım sitelerine bakın, en fazla yerel sanatçının Ankara’dan çıktığını görecek ve aman Allah’ım, bilmiyorduk, başkentin ne mümbit bir toprağı varmış demekten kendinizi alamayacaksınız…  Sadece adının yahut “sanatçı adı”nın başında Ankaralı olanların bir düzineden fazladır fazla olmasına da,  aynı müziği yapmalarına rağmen adının Ankara’nın hemen her ilçesine bağlı, o ilçenin adıyla maruf ve meşhur olan sanatçılarla birlikte bu sayı on düzineyi geçecektir.

 

Düğünlerden gece eğlencelerine, mahalli televizyon programlarından özel programlara, sosyal medyadan festivallere bu sanatçıların ciddi bir pazarı vardır ve Oğuz Yılmaz’la, Ankaralı Turgut’la başlayan bu furya adeta şehrin kırsalından kılcalına popüler kültürün tüketilen ve vazgeçilmeyen müziği olmuştur.  Sadece müzik değil elbette, programlarda ve ekranlarda sanatçılar oyuncu/köçek kız ve oğlanlarla ambiyansı tamamlamaktadır. 

 

Bu sanatçıların çalıp söylediklerinin tamamı aynı zamanda birbirinin tekrarı olan oyun havalarıdır. Hava olarak öyledir öyle olmasına da, söz olarak gündelik hayattan siyasete, ekonomiden pazara yaşanagelen ne varsa, cümlesinin parodisi, tenkidi, eleştirisi en eğlenceli şekilde bu müzikle yapılmaktadır.

 

Her bölgenin, her ilin olduğu gibi Ankara’nın da oyun havaları bulunmaktadır.   Son yirmi yılda çıkan, birbirini besleyen, birbirinden beslenen yeni Ankara sanatçıları oyun havalarını neredeyse tek oyun havasına indirirken, Ankara oyun havaları üzerinden başkente yeni bir imaj oluştururken, eleştiri yelpazesini de genişletmektedir. Bir nevi protest müziktir bu, değişim tiye alınırken, ciddi olan her şey de tiye alınmaktadır.

 

Ankaralı sanatçıların çoğu ya mevcut halk müziği formlarını ve sözlerini deforme ederek bir hava oluştururken, bir yandan kendi sözlerini kendileri yazmakta, çeyrek asırlık bir dönemin kaba dili, moda eğilimleri, argosu, çaparı ve tortusu oyun havaları içerisinde incelenmeye değer bir damar oluşturmaktadır.

 

Ankaralı yeni sanatçılar sadece Ankara ile de sınırlı kalmamakta, İç Anadolu daha yoğun olmak üzere, Trabzon’dan Hakkari’ye, Kırklareli’nden Antalya’ya düğünlerde, eğlencelerde Ankara havası artık vazgeçilmez hale gelmektedir.

 

Basit, sığ, sıradan görünen  sözlere giydirilen müzik aşağı yukarı aynıdır; ancak sözlerin basitliği, sığlığı, sıradanlığı, popüler kültür içerisinde tahkim ettiği mevzilerle, doldurduğu boşlukla devasa bir yer işgal etmektedir.

 

Çeyrek asrı kaplayan, gittikçe dallanan, budaklanan, gittikçe yaygınlaşan bu “hava”nın, bir yandan tüketirken, bir yandan yeniden kendisini üretmesi, yeni figürler çıkarması, her ne kadar Ankaralı olsa da genel kabul görmesi kuşkusuz pek çok şeyle izah edilebilir.

 

Bu toplumbilimcilerin işi olsa gerektir. Biz oynar, af edersiniz, dinler geçeriz.

 

“Atakule’den at beni/İn aşağı tut beni”. Ankaralı Yasemin söylüyor. Dinlemişsinizdir.

 

Bağlantı Noktası Dergisi, Sayı 69, Yıl Ekim 2014

 

 

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator