ARTI 18

Göçük: vicdanımıza doğru, içerden!  Penceresiz. Işık izi yok! Kara ekmek kırıntıları, kara nefes, sızarsa o da. Oda da yok. Dayalı ve döşeli bekleme. Alışıldık üzüntü cümleleri, böyle olur. Soma’da olmuştu, öncesinde de. Dünyanın diğer yerlerinde de öyledir. Bir anne içimizde koşar, koşar, koşar; ayakları alev almış bir at nasıl bağlı kalırsa öyle. Şimdi Ermenek; eskiden lastik ayakkabılarda yazardı, terleyince kayardı ayağınız, yama tutmazdı yırtılınca, vurması fena olurdu, yine de yoktan iyiydi. Eskiler bilir.

 

Göçük: gözlerimize doğru içerden! Ekranlar aynı, sıradan, değişen bir şey yok. Kanıksama diyorlar buna. Diziler aynı dizi, haber bültenleri aynı, soysal paylaşım alanlarında aynı aymazlık yahut ayarlık. Ayar da olmuyoruz artık. Birileri kendiliğinden, biz farkında olmadan bütün saatlerimizi ayarlıyor aleni! Tanpınar’ın ruhunun kulakları çınlasın; enstitü filan var mıydı Ermenek’ te?

 

Göçük: ekmeğimize doğru içerden! Olay yeriyle uyaklı! Ekmeğini taştan çıkaranların taşla ve toprakla imtihanı…

 

İçerdekilerden birinin çocuğu olmuş dışarıda. Magazin için iyi!

 

Göçük: dilimize doğru içerden! Kelimelerin üstünde tonlarca su, tonlarca toprak… Tahliye ekipleri itinalı… Oksijen gırtlağımızı yalıyor, ciğerlerimiz gittikçe esmer. Gittikçe tozlaşıyor ses telleri. Gittikçe ses. Gittikçe… Böğründe şiire yağmayan bulutların iki eli…

 

 

 

 Fayrap Dergisi, Sayı 66, Yıl Kasım 2014

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator