GEZGİN

 

Yoksul ve zeki çocukların Ahmet abisi…

 

Her biri bir filmden çıkıp gelmiş gibi, büyük rüyalar kuran, büyük acılar çekmiş, büyük kırgınlıklar, büyük kırılmalar yaşamış, yüzlerce kez düşüp kalkmış, son defa düşmeden önce yolu kendisiyle kesişen Anadolu çocuklarının Ahmet abisi…

 

Akranlarının Ahmet abisi…

 

Yurt dışından, Misak-ı Milli sınırları dışındaki coğrafyamızdan Türkiye’ye okumak için gelen, kitap tutkunu, yerine göre bayrama tatilde memleketine dönecek parası olmayan “yabancı” kardeşlerimizin Ahmet abisi…

 

En dar zamanınızda, Hızır Aleyhisselam’dan el âmâsını ifşa eder gibi, cebinize birkaç günlük harçlık, o gün o yaranızı saracak kadar para koyan darda kalmışların Ahmet abisi…

 

Bir yere giderken, bir dostu ziyaret ederken eli boş gitmeyen, elinde, o anda o kişiyi heyecanlandıracak özgün bir objeyle, bir hediyeyle çıkıp gelen, gülümseyelim kardeşler, hayat gelip geçiyor diye yüreğinin zarından renkli atlaslar çıkaran saklı kişilerin Ahmet abisi…

 

“Bir mendil niye kanar Ahmet abi” diyor ya Edip Cansever, şiirden çıkıp, mendili kanayanların, mendilinde kan sesleri olanların hayatta tutunacakları bir omuz arayanların, yaslanacakları soylu bir ağaç arayanların Ahmet abisi…

 

Sonradan Aşiyan Sahaf olan Gezgin Sahaf dolup taşar, dolup taşar, dolup taşar…

 

Orada kitapların bile hayret ettiği bir devinme vardı.

 

Sonra Bayındır Sokak’ta küçük bir yere taşındı, küçüldü.

 

Ayda bir kitap mezadıyla, eski kitap meraklıların yüreğini hoplattı.

 

Sonra bıraktı bunları, bir ara Frengistan’da lisan öğrendi, dolaştı; üniversiteye intisap etti.

 

Ahmet Özcan bu, dostumuz.

 

Tarihçi. Akademisyen. “Türkiye’de Popüler Tarihçilik” kitabıyla alanında tek olanlardan…

 

Hayata borçlu olanlardan değil, alacaklı olanlardan...

 

Düşenin dostu olmaz atasözünü haksız çıkarmayı başaran üç beş güzel insandan biri…

 

El açıklığından, gönül açıklığından dünya kadar borcu var; dünyaya borcu yok…

 

Yüzü mahzun ve tedirgin…

 

Halini ağyara aşikâr etmeyenlerimizden... Müktesebatından süzdüklerini yazsa “sahaflık” olurdu.

 

Tanık olduklarını mahrem tutmayı bilir.

 

Sahi, “bir mendil niye kanar Ahmet abi?”

 

Şimdi, “mendilinde kan sesleri”…

 

Allah’ım ne geniş ve ne derin bir yüreği var abimizin, Allah’ım nasıl da saklıyor bilgeliğini…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator