GÖNÜL DOKUYUCUSU VE DESENLER MAVİDEN

 

Henüz kitapları yoktu. Haftada bir, bir gazetede yazardı. O yazı o gazeteyi ısıtır, edebiyatsever gençlerin çantasını, kalemini, cebini ısıtırdı. Dahası gönlünü ısıtırdı. Şimdi kitapları var. Gerisi aynı… Sadece zamanın kipi geniş…

 

Mavi bir bakışı var. Daha çok gökyüzü mavisi… Mavi çam mavisine de benzer biraz, hafif puslu, yani hüzünlü… Tanımsız rüya çiçeklerinin mavisi bir de… Ondan ilk kitabının adı “Mavisini Yitirmiş Yaşamak”. Bozulmayan bir renk tutturmak için oynadığı oyunda kalbini diri, yüzünü aydınlık tutanlardan…  Atı da mavi…

 

Hani, konuşunca, beraber yolculuk yapınca, bir yerde bir bardak çay içince, bir teşehhüt miktarı sürede bile donanmanıza ve gönenmenize bir kapı açan insanlar vardır. Ali Çolak işte bunlardan birisidir. Sadece yüzüne bakmanız, selam vermeniz bile sizi bir inceliğe, bir hüzne, ortak bir acının, ortak bir duyarlığın kıyılarına çeker. Orası da mavidir!

 

Sanatla uğraşmak insanı inceltir. Hangi sanat olursa olsun, insan derinleştikçe göz ve gönül yaşıyla yıkanır; arınır. Daha bir insan olur. Bu edebiyat olunca, söz olunca kuşkusuz söz sahibi olarak tekâmül ettiğinden insanın, gözbebekleri de bakışı da incelir. İnanırım ki, Ali Çolak, edebiyatla uğraşmasaydı bile bildiğimiz Ali Çolak olacaktı. Bir incelikler avcısı olarak aramızda dolaşacak, bulduğunu, bildiğini yine çevresiyle paylaşacaktı. O sözün incelttiklerinden olmakla birlikte sözü de inceltenlerden, imbikten geçirenlerden…  Aceleye gelmeyen, sakin, yerli yerinde bir dokuyuşu ve dokunuşu var eşyaya ve evrene…

 

Kalem tutan, tuşlara dokunan parmakları da kelimelerden…

 

Yitik ve değerli olanı arıyor. Yitik ve değerli olanı ararken hüznünü ve yitik belleğin bıraktığı o muazzam yükü de adabınca taşımasını bilenlerimizden.

 

Sadece yapıp ettiklerinin adı bile, bir hayat güzelleştirme mühendisi olduğunu gösteriyor.

 

Çiçeği burnunda bir edebiyat öğretmeniyken çıkardığı derginin adı: Kırkikindi…

 

Kitaplarının adı: Mavisini Yitirmiş Yaşamak. Günlük Güneşlik Şarkılar. Günün Ötesi. İnce Sözler. Periyi Uyandırmak. Günsarısı. Söz Işıldağı. Bir Bahçe Düşü. Yitik Hüzün. Bilmem Hatırlar mısın?

 

Şöyle düşünün: Adamla tanışıklığınız yok. Yazılarının tiryakisi olmuşsunuz. Hiçbir dünyevi karşılık, çıkar, çıkmaz bu tiryakiliği beslemiyor. Bir samimiyet kuruluyor yazarla aranızda ve bu adam benim yazarlarımdan biri diyorsunuz. Sonra karşılaştığınızda o samimiyetin o sevginin daha çiçeklendiğini, daha bir zenginleştiğini görüyorsunuz. Kalbiniz ellenip ayaklanıp sözden bahçelerde dolaşıyor. Hiç konuşmasanız bile birbirinizi anlamış olmanın ı huzurlu alanında dolaşıyorsunuz. Hani yazarın yazı evreni dedikleri Ali Çolak bağlamında böyle bir şeydir.

 

Gamı hüzne derdi merheme tebdil eden bir eski zaman simyacısı olduğunu,

 

Çocukluğunu yaka cebinde taze bir çiçek gibi taşıdığını,

 

Konuşurken, “ş”lerin ve bu harflerden oluşan göçmen kuşların yitik cennetin vadilerine uçtuğunu,

 

Ara sokakların, patikaların, evlerin önündeki küçük saklı bahçelerin, satır aralarında gizlenen yaşanmışlıkların, ana caddelerden, meydanlardan, görkemli olandan daha hayati olduğunu bilerek kalem oynattığını,

 

Oynayan kaleminin bile hüzünle mülemma olduğunu söyleyelim ki, yazı tamamlansın…

 

Yüzü mü? 7 Milyar insanın kendisini bulacağı tanıdıklıkta… İlk secdenin ve ilk tanışmanın tazeliğini yaşattığından olacak…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator