“NE GAMDAN KAÇARSIN DİVANE GÖNÜL”

 

Ali abiyle aynı masada çay içenler, mebus olur, müsteşar olur, müşavir olur, muharrir olur,  anlı şanlı televizyon programcısı olur; Ali abi işsizdir.

 

Ali abiyle aynı gazeteyi çıkaranlar, aynı masada çay içenler dâhil, medya yöneticisidir, en beceriksizi köşe yazarıdır; Ali abi yine işsizdir.

 

Ali abiyle aynı devlet sırrına vakıf olanlar, aynı masada çay içenler ve aynı mürekkep lekesiyle gömleğinin kolu kararanlar dâhil,  bu sırrın ifşasını, imhasını, yerine göre imlasını bile sermaye ve statü için kullanmışlardır; Ali abi yine işsizdir.

 

Ali abiyle aynı kıbleye secde edenler, yukarıda saydıklarım ve saymadıklarım dâhil mal mülk edinir, yeni iş tutar, gelen ağam giden paşam suyunu musluğa bağlar Ali abi yine işsizdir.

 

Herkes Ali abiyi tanımasa da Ali abi herkesi tanır.

 

Akranları arasında yer yurt sahipleriyle, makam mansıp sahipleriyle en fazla hukuku olan Ali abidir.

 

Bir yerde karşılaşınca kalkıp sarılırlar.

 

Ali abi şakağını muhatabının şakağına değdirmek için ayaklarının ucunda yükselir.

 

Yüksünmez, selamda sabahta kusur etmez.

 

Aralarından su sızmayan bunca insan, bunca ekâbir, aynı sofradan lokma yemiş bunca âdem yahu bizim Ali Sali’nin parmağı kanıyor, demez.

 

Ali abinin parmağı bildim bileli kanar, hep kanar.

 

O bunları dert etmez, yük sınmaz.

 

Bir ciddiyetiyle ciddi meseleler konuşmaya, tahlil etmeye, terkip etmeye devam eder.

 

İbrahim Edhem Efendimizin sünnetini devam ettirir, yokluğunda bile paylaşır, hatta yokluğunu bile paylaşır.

 

Şiir yazar. Sadece kendisi için yazar. Yayınevi ve bir ikisini saymazsak dergi bulamaz.

 

Ciddi kitaplar okur, hep okur, sabahlara kadar hatırat okur, okuduklarından mütevellit kafasında dört dörtlük köşe yazılar, sağlam bildiriler, esaslı makaleler oluşur, oturup yazmaya, yazıp göndermeye üşenir. Yazıp gönderse bile yayınlatmak için, hani az önce söylediğim medya yöneticilerini aramaz.

 

Cevapsız çağrılara keyfi yeterse bir milyon yıl sonra döndüğü olur.

 

Uçağa, otobüse, trene, hayata geç kalır.

 

Koltuğunun altındaki Trabzon ekmeğini her akşam eve götürür.

 

Hanımefendi Allah bilir ya yüzde yüz cennetliktir.

 

Bütün darbelerden ve hayatın darbesinden mağdur olmuştur. Mağduriyeti yüzüne yansımaz. Yüzü bir müridin yüzüdür. Hem şeyhi de vardır, Allah uzun ömürler versin… Bilindik bilinmedik, yerli yabancı bütün oruçları tutar. Hacamat yaptırır. Sülük tedavisi yaptırır. Hangi besinlerin hangi zaman diliminde alınacağını, hangi otun hangi derde deva olduğunu bilir.   

 

Herkes gamdan kaçar, dert görünce savuşur, Ali abi gamın da derdin de üstüne üstüne gider. Zamanında dibi gördüğü için, zindanı, işkenceyi, yoksulluğu yaşadığı için olsa gerek tevekkül ve tekâmül algısı bizden farklıdır.

 

İri gözlerinde kederden siyah gemiler yüzer, yelkenleri tebessümdür, fark etmez kimse…

 

Yüzündeki yaşanmışlık izlerini sadece kendisi sürer.

 

İyi oynar. Eksik bitmez. Taş çalmaz. Çaktırmaz.

 

Ehli hâldir. Sıkıldığı zaman kendine bakar aynada, kendiyle konuşur, kendini yanına alır yürür.

 

Baktığı konuştuğu beraber yürüdüğü Ali Sali de kendiyle aynı meşreptir. Aynı hayalde değildir, aynı yere basmaz. Yoksa bu yazı olur muydu?

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator