BEN CAHİT KOYTAK’I NASL BİLİRİM?

 

Bir şiir akşamında, usta bir tiyatro sanancısı sadece sözcüklere değil, harflere de ruhundan, tabii Tanrı’nın ruhundan nefes üflüyor; onları yeniden canlandırıyor. Elinden/dilinden gelse, sözcükleri de, harfleri de Lokman’ın kaybolan kitabında zikrettiği çiçeklerle, Ant Dağlarında yarım asırda bir açan çiçeklerle, toprağın her rengiyle, suyun her kıvranışıyla, rüzgârın her sızlayışıyla ve ateşin her iç çekişiyle yoğurup, içine gönlünü de katarak yeniden yaratacak… Sesi, mimikleri, duruşu, Tanrı olmaya özenen bir fukara… Bunun kendisi de farkında olmalı ki, elbette, en çok kendini, beyaz farecik ruhunu, içine girip çıkan güzel sözlerin cinini sayıklar gibi konuşturduğu kitabının adını “Yoksulların ve Şairlerin Kitabı” koymuş… Esasında İlk Atlas da, Yeni başlayanlar İçin Metafizik de, Cazın ırmakları da yoksulların kitabının ilk ve devam eden ciltleri… O ciltler içersinde bir yandan kendi iç dünyasındaki insanlık tarihini, bu tarihin şiirini yazarken, bir yandan da evrenle ve eşyayla bütünleşik bir atölye çalışması yürütüyor. Bir boyama kitabı bu, “atlas” büyüklüğünde, tek farkla ki seslerden ve sözlerden, sesin ve sözün renklerinden süzdüğü “kökboyası” ile boyuyor o kitabı… Hasan Aycın bir Cahit Koytak portresi çizseydi, dilini kalem olarak çizer; kalemin ucunda dünyanın, cennetin ve cehennemin her halinden esintiler taşıyan tuhaf ve zengin bir kompozisyon olurdu gibime geliyor. Cahit Koytak’ı böyle bilirim.

 

Nedense, ölmeden önce mutlaka izlenmesi gereken ilk yüz film listesini isabetli çıkarabilecek nadir izleyicilerden biri olduğuna dair bir kanaat var bende… Anlık karelerden yansımaları da şiirinden izlemek mümkün… Hatta kendisi bile, “Baba ve Çevirmen” filminin hem yönetmeni, hem başoyuncusu… Tabii, öyle bir film çekilmedi. Allah bilir, çekilmez de… Onun zamanın başat sanatı sinemayla hemhal olduğunu söylemek için ben yakıştırdım. Tabii, yakıştırmak da bilmeye dâhil. Çevirmen derken, güzel sözlerin cininin, beyaz farenin, rüyasında, rüyayla uyanıklık arasında, uyanıkken gördüğü meleklerin, meleksi kişilerin, roman kahramanlarının, efsanevi kişilerin kendi dillerince kulağına ve kalbine fısıldadıklarını da Türkçeye çevirerek şiirleştiriyor. Şairi bir de böyle bilirim.

 

Hani bir şair olarak bilmesem onu, Anadolu’nun bir kasabasında, bir bankta, yüzyıllık bir ağaç altında, bir tahta sandalyede otururken görsem; bir çiçeği severken, çay içerken bardağı tutuşuyla, sigarayı yakışıyla, kirpiğinin ucuna bakarken bile, evreni süzer gibi bir derinlikle bakışıyla tanısam, bu adam bir kalaycı ustası, bir bakırcı ustası olmalı, ne güzel nakışlar atar, bakır kapların pütürlerini silerken kendi ruhunu siler, yaralarını lehimlerken kendi ruhunun yaralarını lehimler, elinden iş gelir diye düşünürüm. Bir de böyle bilirim şairi…

 

Cazın Irmakları’nı önce parça bölük okurken, sonra kitap halinde okurken, onu saksafonun tepesine konmuş, Allah’ın yarattığı en farklı kuş olarak hayal etmişliğim vardı; e, hayal de hakikate dâhildir hesabı, Cahit Koytak’ı bir de böyle bilirim. Hayal bir yana da, esmer ruhdaşlarımızın müziği ile “bozlak”ın acısını birleştirdiğini, şiirinde bu acıdan ruh zarı inceliğinde bir fon kullandığını hissederim; bir de böyle bilirim.

 

Allah’ın ayetlerini diline çevirirken kuşkusuz irkildiğini, dinlerken gözyaşlarını tutamadığını, arada bir çizmeden yukarı çıkıp, ey güzel Allah’ım, benden önce yazmışsın şiiri diyerek yoldan çıktığını, o halinin de çevirmenliğine yansıdığını saklasa da bilirim. Böyle bilirim.

 

Şiirine özensiz düzensiz serptiği aktüel mevzuların, aktüel isimlerin narin bir kır çiçeğinin kıvrımlarında kelebek gibi değil, sinek gibi durduğunu, bu duruşun şairin “esas duruşuyla” tezat teşkil ettiğini düşünür, yoksa şairin cini karasinek kılığına da giriyor diye kuşkuya düşerim. Sonra bunun samimiyet-hesaplılık çarpışmasında hesaplılığın, yığınların akışına dâhil olma içgüdüsünün bir sonucu olduğu kanaatine varır, şairi sığ ve sıradan bulurum. Şairin hoşuna gitmese de bir de böyle bilirim.

 

Ben ondan önce ölürsem o “iyi bilirim” der mi bilmiyorum ama ben Azrail Efendimiz mavi/yeşil bir kuş kılığında Cahit Koytak’ın kalbinin üzerine konmadan önce peşin söyleyeyim, şairi iyi bilirim…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator