SAÇLARI KİRLİ ZENCİ

 

Adam aykırı… Durup dururken aykırı değil, inatçı bir direnişçiliği var. Millet bıyık kesince bıyık biriktiriyor en Osmanlısı’ndan… Millet Amerikan tıraşı oluyor, onun saçlar beline kadar. Bir de uzayınca kıvırcıklığı iç içe geçmiş zenci ırmakları… Millet potin giyiyor o sandaletle, millet renkli o siyah beyaz… Herkes gider Mersin’e o tersine hesabı değil elbette, uyuştuğu, kaynaştığı aynı olduğu şeyler de var. Çarkın dişlilerine teslim olmuyor. İsteseydi şöyle makbulünden filan, hariciyeci de olurdu. İstemedi. Numaralı bir evde oturmaktan rahatsız…

 

Adam kaygılı… Coğrafyanın kaderinden ve kederinden kaygılı… Yoksul halkların ökseye tutulmasından, uyutulmasından, sömürülmesinden kaygılı… Sokak çocuklarını iyi tanıyor. Evsizleri, göçmenleri, Çingeneleri gözlerinden… Birbirine bıçak çekenleri bıçak çekmeden önce niyetlerinden… Havada uçan kuşun kursağındaki kirli dumandan, turacın yuttuğu suni gübreden, bozulan doğadan, bozuk para gibi harcanan değerlerden,  giydirilen kimliklerden…

 

Adam cins… Bir çuval kahvenin içindeki bir arpa tanesinin kekreliği onu sektiriyor. Ekmeğin yapay mayasından, suyun klorundan, domatesin ertesi gün bozulmasından nem kapıyor. Yapay olan her şeyden nem kapıyor, bulut hariç…

 

Adam yakışıklı… Bir Kızılderili reisine benziyor, renkten kaybetmese… Uzun boylu, bilmem kaç yıl önce yer altından çıkarılmış kusursuz bir heykel endamında… Ahmet Haşim’i her bakışta haklı çıkaracak bir erkek duruşu var…

 

Adam ezberci… Ezber bozan bir ezberi var… Kitabın Türkçesi aklında… Göndermeleri, kıssaları, kıssa kahramanlarını, kıssa kahramanlarının kıssa kahramanı yaptığı diğer kahramanları, bunların hayat öykülerini, ibretlerini ve hikmetlerini aklında tutuyor. Aklı cins olan, özgün olan binlerce maddelik malumat ambarı…

 

Adam’ın saati yok… Güneşin dilini konuşuyor. Arada bir cinslik olsun diye köstekli saat kullandığı oluyor.

 

Adam fırlama… Tanımlamayı, tanımlanmayı, tanımı sevmiyor.

 

Adam dingin… Mesnevi Şerhi’ni şadırvanda güvercinlerle birlikte okuyor. Kedilere şiir söylüyor.

 

Adam dalgın… Sigortaların attığından habersiz, odasında sabaha kadar aklının ışıklarını yakıyor. O ışık altında çatısı cümlelerden atölyeler inşa ediyor.

 

Adam evine giderken ayakları da evine gidiyor.

 

Adam şair… Şairliğinde bile aykırı. İlk kitabının adı bir noktadan ibaretti. Sonra Suyun Kırılma Sesi’ni neşretti. Şimdilerde sesi soluğu çıkmıyor.

 

Bir zamanlar Olgu ve Kırağı dergilerini çıkardı. Âleme girdi çıktı. Ülke ve Yarın mecmualarında yazılar yazdı.  Yazarlıktan genel yayın yönetmenliğine matbuatla uğraştı. Olmadı ajans kurdu, adam evine ekmek götürüyor.

 

Adam narlığı,  nar ağacını, narçiçeğini, narı, nar tanesini seviyor.

 

Adamın dikenleri zehirli…

 

Adam Cengiz Coşkun, arkadaşımız.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator