YANINDA YÜRÜRKEN İNSAN İNCELİR ADIMLARI

 

Ağır bir adam… Ağırlığı somut değil, hoş, yürürken adımlarını tartarak yürür, konuşurken kelimeleri kapıda bekleterek konuşur, gülümserken ağır çekimde gülümser de, ağırlığı çektiği ağrılardan izlenimi verir. Çektiği ağrılar da somut değil, çekilen ağrıları çektiğinden… Bir öykünün kahramanının, bir masaldaki iyi kişinin mutlu sondan önceki son gergin ve üzgün halinin, bir türküde fonda kanayıp duran öznenin ağrısıdır çektiği…

 

Kara insanı… Deniz görmeyen topraklarda insan kendi içindeki denizlerin tuzunu yuttuğundan daha bir yanık, daha bir olgunluk vurur yüzüne ya, öyle…

 

Edebiyat muallimi… Belli etmez bunu… Didaktik değil, lirik bir duruşu var ağırlığına karşın… Bazen, kendini, yatağını kendi kazdığı debisini kendi ayarladığı ırmağın sularına kaptıracak kadar lirik… Buna biz çocuksuluk diyebiliriz, suluğu fazla, çocukluk… Büyükler arasında tanıdığımız en ciddi çocuklardan biri…

 

Nazir Akalın rahmetli olduğunda, Mehmet Can Doğan “Cengizhan dedi ki/Ben bu çadırda/Çok konuştum Allah’la” demişti ya, gözyaşıyla, kederiyle, açık ve titreyen elleriyle Allah’la konuşan bizim Cengizhan Orakçı’dır.  Söyleyemediği şiirin şairi…

 

Söyledikleri yıllar önce Ateş Bahçeleri adıyla kitaplaşmıştı. Daha sonra pek çok dergide şiirleri yayımlandı, memleket ahvaline dair yazılar yazıyor değişik mecralarda, editörü olduğu yayınevine Tanpınar’ın, Arif Nihat Asya’nın, Yahya Kemal’in biyografilerini hazırladı. Biyografi hazırlamadığı yayınevlerine de editörlük yaptı, çalışkan…

 

Seçkin olmasa da iyi bir seçidir. Her şeyi seçer, seçtiğini döner bir daha seçer.  Hayat onu pek de büyük olmayan işlerde çalışmaya mecbur kılsa da büyük rüyaların adamıdır. Rüyalarını bile seçerek görür.

 

Yaşça büyükler için de küçükler için de hitabı “efendim” diyerek konuşur, yaratılan her şeyi aziz bilir. Azizim diye sadece size hitap ettiğini sanırsanız yanılırsınız, kokladığı çiçeğe, ensesine düşen yağmur damlasına, çıkıp gelen bahara da azizim der…

 

Kendi yalnızlığına çekilir el ayak çekilmeden de… Hiçbir meclisin, hiçbir dünyevi iştigalin yarasına merhem olmadığını bilenlerimizdendir.

 

Cengizhan Orakçı…

 

Sivaslı…

 

Yüreği coğrafyamızın her sızısına aşina…  Çehresi bir masal bohçası gibidir; baktığınızda mütebessim kıvrımlar, çiçekten gülücükler görürsünüz. Oysa o bohçanın altında serapa keder, serapa ağıt, serapa güvercinlerin susuzluk hâli vardır. Gözleri nemli olsa da…

 

Bir de hayata karşı mahcupluğu olmasa…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator