O ÖZGÜRLÜK ZİNCİRİNE BİR HALKA OLMAK İÇİN

 

İnsan aklını sağarsa kovasında bilgiler… İnsan gönlünü sağarsa evreni sağar… İnsan kalbini sağarsa Allah’ım hiçbir şey almaz o tanımsız bereketi… Kalbini sağarak var olan bir insan Erdal Çakır… Aklını kalbine örklü bir hayvan olarak görüyor. İnsana bakarken, eşyaya bakarken, kendi parmaklarına bakarken bile kalbinden bakıyor gibi bir derinlik… Dosdoğru bakıyor.

 

Yürürken dosdoğru yürüyenlerimizden… Ayakları da kalbine bağlı…

 

Ortalık tenhalaştığında, el ayak çekildiğinde, şehir çok ulumuş bir köpek gibi yorgun uykuya vardığında, evlerin ışıkları karardığında, caddeler ölgün bir sessizliğe büründüğünde, bir sonraki gün uyanmaya hazırlanırken, söz yaşıyla siliyor bir önceki günden üzerinde kalan lekeleri…  Her güne biraz daha kâmil, biraz daha dokunaklı başlaması ondan…

 

Dört mevsim oruçlu bir yüzü var. Sadece tebessümün, acı bir tebessümün iftar açtığı bir yüz.

 

Merhum İlhami Çiçek’in deyimiyle halk içinde yüzdeki ben gibi olanlardan… Halk bunun farkında değil, umurunda da değil… Halk farkında olmadığı için yüzdeki ben gibi… Bazen tanık olduklarını, kendisin açtıklarını, kendisine açılanları söylememek için dudaklarını ısırdığı oluyor.  Emanet edilen her sırrın ifşasının ruha açılan bir cılk yara olduğunun da bilincinde… Yine de insanının başlı başına her şeyiyle bir ifşa olduğundan hareketle bir çıkmazda… O zaman ayaklarını toplayıp kapılara gidiyor.

 

O kimsenin bilmediği, çok bilinen kapı sahiplerinin bilmedi kapılara… Tanrısal öğretinin büyük ve sessiz öncülerinin, bilgelerinin kitaplarından, hayatlarından, rüyalarından, kırk yıllık oruçlu gibi bir susuzlukla kandırıyor varlığını… En azından kandırmak için bu çava…

 

Eylem halinde… Uyurken, uyanıkken, dururken, otururken, konuşurken, dinlerken de eylem halinde… Sol göğsündeki muhteşem eylemin ritmine ayarlıyor saatini…

 

Karalığı da kuruluğu da yanıklığından… Yağ eriten bir iç yangınına sahip…

 

Tek kusuru şairliği… Onu da kusur olmaktan çıkarmak için korunaklı bir çalılık kılıyor bahçesi etrafında… Dikenli ve korunaklı… Biraz rüyadan, biraz gerçekten, ama elbette irfandan ve hikmetten kurduğu o bahçeye girerken, kendi iç dünyasının sırrı çözülmesin diye… Kelimelerin, kelime kümelerinin hemen gölgesinde bekleyen o parçalanmayan varlık hikâyesi asıl olan… Şiiri her halükarda kendisinin gerisinde…

 

Yine de, Sır Gölgeleri, Sultana Mektuplar, Hû okunası kitaplar. Dizeler bir özgürlük zincirinin halkaları…

 

Şiirinin gözleri de çakır.

 

Öyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator