ÜŞÜYEN HER KİTAP İÇİN SICAK USTA PARMAKLAR

 

Türkiye’nin bir Hans Peter Kraus’u varsa, o da Etem Coşkun’dur, diyebiliriz. Teşbihte hata olmasın, farkları var. İkisinin de kitapçı çıraklığı var,  doğru… Yahudi değil; kütükte Erzurumlu; çokça Ankaralı… Malumatı Kraus’tan aşağı değil.  Saçlarını tasnifle, takiple, talimle, tashihle hatta tahsisle ağartmış;  saçları da yüzü gibi ışıklı… Bu “t” ile başlayan ve buna benzer, sıralarsak sayfa dolduracak diğer kelimelerin tamamı kitaba dair…

 

Seyyar bir sahaf hurdacıdan eskiciden, çerden çöpten nadir bir kitap mı buldu; bunun değerini kim bilir, Etem Bey bilir, bir soralım…

 

Bir kitap meraklısı mı hakkın rahmetine kavuştu, yakınları kütüphaneyi elden çıkaracaklar, kütüphanenin değerini kip tespit eder, Etem Bey tespit eder, bir soralım…

 

Bir harita koleksiyoncusu kayıtlarda bulunmayan bir harita mı buldu, harflerden, baskı tekniğinden, coğrafyadan, bezden kâğıttan bu haritadan kim anlar, Etem Abi anlar, gösterelim…

 

O güne kadar görülmeyen bir vakfiye, bir başka belge mi bulundu, bunun okunmayan yerlerini kim okur, ayrıntılardan kim bilgi inşa eder, Etem Coşkun…

 

Bir sahaf mezat mı düzenleyecek, tabii, katalog hazırlanacak, burada hakkında malumat bulunmayan nadir kitapların tanıtım bölümünü kime yazdırmalı, Etem Bey’e…

 

Bir doktora öğrencisi tezine dair yazmanın bazı sayfalarını mı okuyamadı, kime gidelim, Etem Hoca’ya gidelim.

 

Bir akranı meraklı, memleketteki kömürlükten, çatı arasından bir sandık eski yazı döküntü mü getirdi, şu bizim Etem bir baksın…

 

Bir konu hakkında bibliyografyaya mı ihtiyacı var birinin, literatürü kim bilir, Etem’ciğim bilir, varıp bir çayını içelim, çaktırmadan sözü açalım, oh ne âlâ, o konuşsun, biz cep defterimize kitap isimlerini, makaleleri hatta sayfasına kadar not edelim.

 

Üniversiteye yeni başlayan bir yeniyetme tarih bölümünü mü kazandı, Etem Amcasına bir uğrar, derste sökemediği Osmanlıcada yardım etsin…

 

Bir mezatta kitabı ballandıra tatlandıra anlatacak bir münadiye mi ihtiyaç var, bunu kekelemeden, kitabın hatırını kırmadan, kitap meraklıların suyuna giderek kim yapar, Etem Coşkun yapar.

 

Amcasıyla, beyiyle, “ciğim”le, abisiyle, bizim Etem’iyle, hocasıyla Etem Coşkun; alabildiğine insandır; bir kitap bilirkişisi olması, meslekten tarihçileri cebinden çıkaracak malumatı, geçmiş kültür hayatına vukufiyeti onda gram kibre ve çokbilmişliğe yol açmaz.

 

Yeni gelen yahut Aşiyan Sahaf’ta yıllanan kitapların alıcılarını da adı gibi bilir. “Benlik bir şey var mı” diye sormadan alıcı, o kitap ona teslim edilir.

 

Hani “artık alım eksik satsam yine kâr” hesabı,  sahafımızın komşu bir eski kitapçıdan bir eşek yükü paraya aldığı kitabı zararına da olsa ilgilisine ulaştırdığına şahitliğimiz vardır. Etem Bey’in bir özelliği de Ankara’da en nadir, en iyi kitaplar benim dükkânımda bulunsun, ben satayım hastalığıdır. Zararına satış biraz da ondandır.

 

Ona nasıl hitap ederseniz edin, o her şeyden önce bir “bey”dir; sahaflığın Anadolu uç beyidir ve dahi “daim beyler bey olur”…

 

Aşiyan Sahaf’ı Aşiyan Akademi yapmayı başarmış. Tekkeyi ve kitapları bekliyor.

 

Güler yüzlü... Tiryaki… Nüktedanlığı tadında… Yüzü okunaklı bir bilgelikler kitabının açılmış sayfası…

 

Nüfus memuru varsın İbrahim Edhem’den habersiz olsun; “h”yi düşürmüş, adını Etem kaydetmiş olsun. İçinde bir yağız at, kadim şehirlerden kıl çadırlara, manastırlardan tekkelere, nerde bir nadir kitap varsa oraya koşuyor.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator