“KAYIP KONUŞMACI”

 

Yüzü olgun bir sarı buğday tanesi…

 

Konuşması biçime hazır ekinlerin rüzgârda dalgalanması…

 

Saçları da öyle…

 

İlk izlenimde rahatsız edici bir kendine güveni, ne bileyim bir devlet adamı ağırlığı baskın… Çok şey görmüş, çok bilen ancak söylemeye tenezzül etmeyen bir üstten bakış da sezilmiyor değil gülümsemesinde.  Mesafeli…

 

Şair olması mesafeyi eritse de, hayatla arasında mizaçtan kaynaklanan “neşeli” bir mesafe var.   Kendisiyle dış dünya arasındaki her eylem, her söz, o aralıkta bekliyor önce, süzülüyor, bir şey olacaksa ondan sonra oluyor gibi…

 

Ya da şöyle: Gündelik hayhuyun dışında, dünyanın akını karasını görmüş bir adamın dinginliği bizim mesafe sandığımız.  O da herkes gibi biliyor muazzam kuşatmadan kurtulamayacağını... Hayatın mahkûm ettiği, mecbur tuttuğu yapı ettiğimiz her şeyin kendisini de yığına dâhil etmesine pek müsaade etmiyor o kadar…

 

Kişiliğinde ismiyle müsemma… Soy ismiyle de… Ciddiyeti uysallığına mani değil. Görev adamı olması devlet terbiyesinden… Uysallığı ruhundan… Yaratılış ayininde alnını en fazla toprağa yaklaştıranlardan, “evet” sözünü en içli söyleyenlerden olmalı…

 

Beyaz Yürüyüş ve Kayıp Konuşmacı ile şair… İkinci kitabının ismi tanımlıyor onu daha çok… Öznenin erimesine, özünü ve özelliğini kaybetmesine karşı bir eylem olarak var onun şiiri… Devamı var mı, şimdilik yok…

 

Bir ara bir kurumda başkanlık yaptı.

 

Koordinatör olarak başka memleketlere gitti.

 

Ortak bir seyahatname çıkardılar arkadaşlarıyla.

 

Eskiden dergilerde şiirlerini okurduk, şimdilerde sessiz.

 

Üzerinde hak kalsın istemiyor olmalı… Sessizliğin de hakkını vermesi lazım. Fotoğraftaki gülümsemesi gülümsemenin hakkı, güneşe göz kırpması güneşin hakkı, abdest alırken irkilmesi suyun hakkı, teşekkür etmesi eşyasıyla birlikte kâinatın ve Allah’ın hakkı…

 

Yıllardır görüşmeseniz de, sesini soluğunu duymasanız da, yaşadığını bilmeniz sizi bayındır kılıyor.

 

O da bayındır kılmak için uğraşıyor dünyayı… Ayrım yapmıyor, küçüğü büyüğü olmaz, her mağduriyet giderilmedikçe, her zulüm ortadan kalkmadıkça, her eve ekmek gitmedikçe, yoldaki her taş kenara çekilmedikçe ve buna benzer sayısız sapma kalbin silgisiyle kalıcı olarak silinmedikçe yürüyüşü beyaz olmayacak ve kayıp bir konuşmacı olarak yeri geldikçe susacak ve konuşacak…

 

Böyle biliriz şairi…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator