TUTULAN DENİZ

 

Vadi’de, ne bileyim İhtiyar’da, Kurtuba’da oturmuşsunuz. Çay içiyorsunuz.  Adamın çıkınında sadece kelimeler… Bir anda o kelimelerden podyum, sandalyeler, masalar, masalarda bilmediğiniz dağ çiçekleri, yemekler, müzik, yanıp sönen, yanıp sönmeyen ışıklar, insanlar, insanların hepsi birbirinden farklı giysileri, ceketlerin yaka ceplerine birbirinden farklı mendiller, kadınların sol meme üstlerine birbirinden farklı broşlar, dans… O güne kadar görmediğiniz kıvrak ve ağır figürler.  Hepsi o çıkında bulunan kelimelerden. Kelimelere dans ettirir demek için söyledim bunca şeyi de, karşılamıyor. Sadece kelimeler dans etmiyor, kelimeler inciğinden cıncığında devinden devrimine eşyayı ve olayları da dansa kaldırıyor. Her an bir ayin havasında…

 

Hiçbir şey onda durağan değil. Devrimci. Kalbinin çarpıntısından milyonlarca berrak ırmak taşırmasını biliyor. Taşmıyor ırmaklar.

 

Bütün bunları yaparken derin bir sakinlik içerisinde… Dikkatli bakınca gözbebeklerinin altında ikinci göz bebekleri, sonra onların altında, sonra onların… Hazreti Âdem’in gözlerine kadar uzanıyor, ilk yaratımdaki hayret halini hiç kaybetmeyenlerden… Denize ve gökyüzüne de hayretle baktığından, gözleri… Her daim çapaksız…

 

Hani Tanrı bize isimleri öğretmişti ya, o ilköğrenimdeki tekâmülle insan olduğumuzun farkında… Ondan ki ilk mektep heyecanını kaybetmeyenlerimizden…

 

Sakarya’da, ne bileyim Bayındır Sokak’ta, Karanfil’de adamla yürüyorsunuz. İnsanların hayalleri, rüyaları, gündelik halleri de en neşeli haliyle bu yürüyüşe eşlik ediyor. Eşya da mütebessim yürüyor adamla birlikte, gülüyor; kırılmıyor…

 

Lafın da belini kırmıyor; incitmiyor da…

 

Yürürken kelimeler de ayağa kalkıyor, saygısından…

 

En uzak mesafesi bile yakınlık…

 

Bir de, o muhteşem sakinliğinin içinde, o sakinliği giyinen, her an muziplik yapacakmış, her an bir bahçenin çitinden atlayacak, bir erik ağacına tırmanacakmış gibi alesta bir çocuk… O çocuğa papatyaları şımartma ödevi veriyor.

 

Bilgelerin ve çocukların hatırını aklından çıkarmıyor.

 

Gökhan Özcan bu…

 

Gazete yazıları, hikâyeleri, hikâye kitapları, değinileri, geçim gailesi için yazdığı konuşma metinleri, hepsi hikâye… Bütün kelimeleri toplayıp bire sığdırma peşinde…

 

Yüzü geceleri yıldız çiçeği; gündüzleri güneşin küçük kardeşi…

 

Bir de serçe parmağına sormalı…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator