“DEMİR DÖNER UN DÖNER SU DÖNER YILDIZ DÖNER”

 

Karlı bir hava… Bir ülkücü öldürülmüş… Cenazesi kalabalık… Kar sadece yeryüzüne değil, gönüllere, dudaklara, bıcağın en keskin yerine yağıyor. Fotoğrafa da yağıyor. Tabutun ön sağ kısmına omuz veren bilirim ki, odur.

 

Bir devrimci öldürülmüş… Başka zengin detaylarıyla birlikte fotoğraf aynı… Tabut giderken yolun kenarına sağlı sollu dizilen insancıkların arasında bir adam, gözleri nemli… Yoldaşı olmasa da arkadaşıdır, bu memleketin insanıdır, içinden göynük ırmaklar, yakıcı ırmaklar, zehirli ırmaklar akar. Yüreği burkulur. Bu odur.

 

Bir islamcı öldürülmüş.  Fotoğraf yine aynı. Yaz olsa da, bahar olsa da karlı ve kanlı bir fotoğfaf… Duygular da, aklından geçenler de aşağı yukarı aynı… İster ardından yürüsün cenazenin, ister tabuta omuz versin, ister insanlar arasından yazıklansın, bu odur.

 

Lütfi Şehsuvaroğlu…

 

Türkiye’nin kafeste olduğu, kafese konduğu, kafeslendiği yıllarda “Kafes”i yazdı.

 

Çok şey gördü, içi rahat değil…

 

Oynanan oyunların  o zaman da farkındaydı, bu gün de farkında…

 

Biyografiler, mesleki kitaplar, romanlar, öyküler, şiirler yazdı.

 

Arkadaşları, ülküdaşları, dostları, diyelim yoldaşları, devrimdaşları budanan dallar gibi, tırpanlanan fidanlar gibi dökülürken, Osmanlı coğrafyası derinliğindeki avuçlarına tırnaklarını geçirdi. Sıkılı bir yumruk gibi aramızda dolaşması ondan…

 

Sabitkadem… Böyle olmasına karşın tuhaf bir konar göçerliği var. Her düşüncenin, her fikrin, heyecan veren her yeni şeyin müşterisi…

 

Bürokraside yükselmesine rağmen hiçbir zaman bürokrat olamadı…

 

Halkın içinde… Hatta biraz fazla içinde… Tarihin de, yakın tarihimizin karanlık ve kanlı çarşılarının da içinde… Hatta biraz fazla içinde… Şakağını sıyıran kurşun izlerinden hâlâ ürperiyor. Kitapçılık yapıyor şimdilerde…

 

Yüzünde, yaşadıklarından damıtılmış fotoğraf kareleri…

 

Esmer… Saçlarını geç ağartanlardan…

 

Çok okumuşluğu onu bilgiç, malumatfuruş yapmadı… Biraz suskun yaptı o kadar…

 

Rüyasında hala Adriyatik’ten Çin Seddine bir atın üzerinde, son soluk gidiyor. Dizginler devletiali derinliğindeki avuçlarında yeni ve ulusal olmayan sınırlar çiziyor.

 

Daktilosunu muhafaza edenlerden…

 

Tütünle arayı açması iyi olmadı…

 

Cömert…

 

Nasıl olursa olsun her genç ölümünde birikmiş ölüm acılarını tazeliyor.

 

Eylül’ü sadece Allah’ın yarattığı bir ay olarak seviyor.

 

Yüzünde Eylül çalığı… Dört mevsim…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator