“YAKIŞIKLI VE DİNGİN”

 

Sırt çantası odasında asılı; her an yolculuğa hazır.

 

Aklına eserse bir otobüse, bir trene atlayıp hiç gitmediği bir yere gidebilir, ara sokaklarda kaybolabilir, kapı kanatlarından, pencere önlerindeki çiçeklerden, bitpazarlarındaki teneke oyuncaklardan, eskiden yeniden, gelmişten geçmişten ve gelenden geçenden kişisel tarihine yeni sayfalar ekleyebilir.

 

Aklına esti, üniversitede halkbilim okudu.

 

Aklına esti, yetmedi, iletişim okudu.

 

Aklına kitapçı çıraklığı esmişti, çırak oldu; ustalaştı.

 

Şimdi aklında sahaflık var; Ahmet Özcan’ın sünnetini devam ettiriyor. Son Gezgin Sahaf renkli ve zevkli iç tasarımıyla, özgün bir tekkeyi andıran müdavimleriyle erenlerin mutena yerlerinden…

 

Mekânı anlamlı kılan nasıl insansa, ikinci katta, bir apartman dairesinde imrenilesi bir dünya kuran da bizim genç ve yakışıklı sahafımız Nebi Akgüngör…

 

Aydınlık ve dingin bir yüzü var, yakışıklı, hatta çok yakışıklı…

 

Yakışıklılığının boyuyla posuyla endamıyla edasıyla alakası var kuşkusuz ancak, Uzakdoğu sporlarında kara kuşaklı olmasıyla, ne bileyim her gün düzenli ağırlık çalışmasıyla izah edersek yanılırız.

 

Yüzü, bir nebinin yüzü gibi aydınlık…  Asıl yakışıklı olan ruhu… Allah’ın yarattığı her varlığın taşıdığı canın ürpermesini ruhunda hissedenlerden… Müzmin bir kedisever… Laf olsun, iş olsun, görüntü tamamlansın diye değil, Ebu Hureyre’nin sünnetini devam ettiriyor.

 

Son altmış yılın siyasi hayatının siyah beyaz kareleri de Nebi’nin albümünde… İyi bir fotoğraf arşivi var. Fotoğrafa merakı arşivle siyasetle mukayyet değil, ölümsüzleştirdiğimizi sandığımız anlardaki hayatın da derinliğine idrakinde… Başkalarının küçük ve önemsiz gördüğü yaşanmışlıklarda görünmeyeni görme bilgisine sahip…

 

Sesi de kendisi gibi yakışıklı ne narin… Bir Hızır yürüyüşü var sesinin kıvrımlarında. Yüzyıl yaşasa bile büyümeyecek, kartlaşmayacak, yaramazlık potansiyeli olan ancak yaramazlık yapmayacak mütebessim bir çocuk konuk olmuş yüzüne…

 

Herkes gibi değil… Herkesin de kendisi gibi olmadığını biliyor, ancak gram küçümseme yok gönlünün mimiklerinde… Başkalarının sıradan gördüklerinde sıradışıyı fark etme ustası…

 

Ziyadesiyle yalın ve kırılgan… Kendisi…

 

Başkalarının gülüp geçtiği küçük aymazlıklardan gözleri günlerce bulutlanabilir. Yine de hissettirmez, acı da tek taraflı bir geçişgenliği var.

 

Kitaba satılacak bir meta olarak bakmıyor.

 

Aldığı aile kütüphanelerinde imzalı kitapları, kitaplar arsından çıkan efemerayı sahiplerine teslim edecek kadar narin…

 

Nebi bu, yarın aklına eserse dünyayı dolaşabilir.

 

Başka ilgiler oluşturabilir kendine, başka oyunlar kurabilir.

 

İlgileri, ilişkileri, kurduğu yahut dâhil olduğu oyunlar onun yakışıklılığını artırır sadece…

 

Böyle biliriz ve dahi iyi biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator