UZUN KAHRAMAN KISA FİLM

 

Kapıdan bir kız geçer, Orhan’ın aforizması;  “güzellik geçicidir…”

 

Çaya şeker atarken bir kesme şeker yere düşer, Orhan yine patlatır, “eyvah, şekerim düştü.”

 

Bir Pazar gelirsiniz, dükkân da üç adet bitmiş piknik tüpü, birisi hohlayarak çaydanlığı ısıtmaya çalışıyor, tam Nasrettin Hocalık, Orhan yine patlatır, “tüp bebek yapıyoruz”

 

İstisnasız, ne kadar gamlı, ne kadar hüzünlü olursa olsun, Amerikanvari’sinden Türk usulünden peş on nükteyle müdavimleri gülümsetmesini bilir.

 

Birçok ciddi dergide müziğe, sinemaya, toplumbilime dair yazıları çıksa da az yazar, çok konuşur. Yaz bunları Orhan dediğinizde yine patlatır; “ben eserlerimi sözlü veriyorum.”

 

Nihat Genç’in, Bülent Akyürek’in kullandığı “Made in Orhan Kandemir” espriler vardır, telif istemez. Hayatında telif almamıştır. Teklif de almamıştır. Godot’u beklemeye devam eder, Godot gelmez de…

 

Bizim Orhan bu, “71’liler Sahaf” olarak bilinen Kent Kitabevi’nin sahibi… Ankara’da, Adil Han’ın birinci katında “küçük oda” ebadında bir dükkân… İçeride, başka 71’li şairler, genç şairler, “The Blues” tutkunları, nitelikli müzikseverler, sinemaseverler, yolu Adil Han’a düşen kültür ve sanat adamları… Orhan kahve yetiştirir, çay yetiştirir, e arada bir kitap da satar.

 

Onun sahaflıktan muradı sahaflık değildir. Bir tekke gibidir dükkânı… Orhan’ın arkadaş çevresinin ortak baskın özelliği “romantik tutunamayan” olmasıdır.  Orası Türkiye’nin acılı, attan düşmüş, kaza kurşunuyla yaralanmış, evlatlıktan reddedilmiş, annesi erken ölmüş ve buna benzer kişiliklerin bir laboratuarıdır.  Üniversiteye yeni adım atan meraklı öğrenci de, üniversitede dirsekleri çürümüş profesör de o mekânda biraz Orhanlaşır.  Kurtuluş Kayalı da Agâh Özgüç de Orhanlaşır orada… Mehmet Aycı zaten Orhanlaşır.

 

Mızıka çalar.

 

Saksafon çalar.

 

Kukla oynatır

 

Bir ritim ustasıdır.

 

Bütün Türk filmlerini izlemiş, bazılarını 33 defa izlemiştir. Sadri Alışık’ın bütün repliklerini bilir. Şener Şen’i Şener Şen’den daha iyi tanır. Plaklardan, eski araba maketlerinden, oyuncaklardan, teneke kutulardan hayatın müziğini dinler. Hayatın filmini seyreder asıl…

 

İyi, özenli ve yakışanı giyinir. En ucuzunu bulur, bitpazarından giyinir çünkü… Bitpazarının esasında bir marka pazarı olduğunu Orhan’ın giydiklerinden öğrenmek mümkündür.

 

Uzun saçları, omzuna dökülen saçları, geniş aydınlık alnı, yakışlılığı, uzun boyu, hemen samimi olan, kemen bütün mesafeleri eriten söze kattığı tılsım kılığından kıyafetinden daha çok tanımlar Orhan’ı…

 

Esasında eşsiz bir müzik parçasının hikâyesinde, bir filmde, ne bir filmi bütün filmlerde yaşıyor da, yanlışlıkla buradan çıkıp hayatın içine karışmış gibidir.

 

Onu çöpçüler, şarapçılar, Çinçinliler, hayatın düşkün kıldığı cümle âlem tanır.  Asıl, Orhan onları tanır. Çok katmanlı bir çevresi, tek katmanlı bir yüreği vardır.

 

Her gün ikindi ezanı okunmadan bir simitçi gelir. Her gün gelir. Kapıdan girer. Orhan her gün bozukluklarını ihtiyacı olan bu simitçinin avucuna bırakır. Simit almasa bile…

 

Orhan bu, bizim Orhan… 71’li Orhan… 71’liler Kitabevi’nden bir ahir zaman tekkesi inşa eden, orayı renklendiren, müziklendiren bir ahir zaman rindi… Yüzü her yeni doğan günün yüzü; yarın diye bir şey yok…

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator