YEDEK ANAHTAR

 

Bu kadar çok okuyup da az yazan, az konuşan, çok düşünen bir adam çırayla aransa yeryüzünde bulunmaz.

 

Bir zamanlar “Kılavuz” mecmuasında kitap yazılarını okumuştuk, devamı gelmedi.

 

Birkaç “ortak kitap”ta emeği göz nuru var…

 

Bir okuma hastası… Bizim kuşağın en fazla mürekkep yalayanıdır. 71’lidir.

 

Eski yeni, tarih coğrafya, toplumbilim edebiyat, mimari kazıbilim ne bulursa okur. O kadar da obur değil canım, kitaba bakar, okunmaya değerse okur. Hızlı ve dikkatli okur. Onun için disiplin, uzmanlaşma filan yakın zamanın yutturmacasıdır. Eşyaya ve evrene bütüncül bakar. Toplumsal değişimleri, alışkanlıkları besleyen dinamikleri iyi bilir.

 

Hemen her okulda okumuş ve hiç birinden mezun olmamıştır. Bu nedenle kaydı olmayan okullarda da okumuştur.

 

Okumak da ne demek, onlarca ve tabii ki tonlarca yüksek lisans doktora tezi yazmıştır. Abim şimdi doçenttir, profesördür, en kötüsü doktordur da yatsın kalksın Sezgin Çevik’e dua etsindir. Çoğunun geçemediği derslere girmiştir. Kendi bilgisini tembellere, darda kalmışlara, kafası basmayanlara tahvil ederken, bunu para pul için de değil pek, bir oyun olarak görmüştür. Formel eğitim sadece pankartla, sloganla protesto edilmez ya, bu da kanımca Sezgin’in metodudur. Cinslik yani…

 

Mevzu cinslikse, bu ders-tez konusu devede kulak kalır.

 

24 saat aralıksız uyuduğu olmuştur. 48 saat aralıksız Türk filmi izlediği de… Hem çalışkan hem aylak…  Russel’in ruhu Sezgin’i gördükçe Aylaklığa Övgü’nün eksikliğini fark edip muazzep olmaktadır. Kötü huyu, erteler.  Bize göre kötü olan o huy, kendisi için alabildiğine iyidir. Öncelik sonralık sıralaması kendine göredir. Başkalarının üç ayda beş ayda yetirdikleri bir makaleyi, bir projeyi üç beş saatte yetiştirir. Telaşa, koşturmacaya pek gelmez.

 

İyinin ve nitelikli olanın alcısıdır.  Biriktirmez. En büyük sandığın, en geniş deponun, en korunaklı alanın insan belleği olduğunu bilir.

 

Bir gün ceketini alıp ne bileyim Latin Amerika’ya, Hindistan’a, Paris’e gidebilecek, orada da bir simitle bir çayla okuyup düşünebilecek güvendedir. Gitmiyorsa aylaklığındandır.

 

Yerine göre musluktaki “şıp” sesi rahatsız etmez onu, o şıp sesine alışması da hayatının bir parçasıdır.

 

Dost canlısıdır. Kızılınca da kızınca da susar. Tek cimriliği kelime kullanımındadır.

 

Roman kahramanlarına, film karakterlerine, notalarda dolaşan ince sızılı varlıklara takılıp kalmaz. Asıl film, asıl karakter, asıl müzik akıp giden hayatın içindedir; bunu akıp giderek fark etmek pek mümkün değildir, mizaçtan da olsa aylaklığı bu fark edişe yaramaktadır.

 

Otururken bir dağ gibi heybetli oturur.

 

Konuşması bir minyatürcünün atölye çalışmasıdır.

 

Yüzü henüz dinler ayrılmadan önceki bir rahip yüzü… Bilge, farkında, uyumlu, sakin…

 

Portresini bir de Hakan Arslanbenzer ve Kurtuluş Kayalı yazmalıdır.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator