KIRK

 

İmrenmeyi, gıpta etmeyi kıskanmaktan özenle ayırır; başkasında gördüğü her güzelliği, her iyi eylemi kendinde görmüş, kendi yapmış gibi sevinç ve kıvanç duyar.

 

Selamlaşırken yüzünde ve yönelişinde gram sapma olmaz.

 

Tokalaşırken elini kedi patisi yapmayanlardandır.

 

Mutedil bir ruhu vardır; korku ve ümit arasındaki o ince köprüden sapmaz.

 

Okurken mim koyarak altını çizerek okur; okurken, kitapların da eli kalemlidir, alnındaki ve anlağındaki çizgiler biraz da bundandır.

 

Yazarken melekleri utandırmaz; sadece sezer.

 

Değme teologa taş çıkartan malumatı vardır; Süleyman Ateş bir zamanlar fena toslamıştır.

 

Hocayı camiye hapsetmeyenlerdendir.

 

Bütün canlılarla selamlaşır, konuşur, örümcekle de konuşur.

 

Mesuliyet sarkıtmaz, sündürmez ve sulandırmaz; görev adamıdır.

 

Öykülerini yürürken, okurken, konuşurken de yazar. Kâğıda geçirirken tashihe ihtiyaç duymaz.

 

İmanında zerre benek bulunmaz.

 

İpinin bir ucu daime hayrete bağlıdır.

 

Kıssadan ve hisseden vazgeçmez. Kıssa ve hisse de ondan vazgeçmez.

 

Yıldız ışıklarından her an bir şarkısı vardır; şarkısı şapkasızdır.

 

Ayak izlerinin kurda kuşa mı, arsıza hırsıza mı, Hızır’a mı ait olduğunu ilk bakışta bilir.

 

Abdest alırken sular bile samimiyetine imrenir.

 

Eskiyi hurdadan ayırmasını bilir.

 

Saçlarını yana tarar. Tarak bulamazsa eliyle tarar. Kalbinin saçlarını türkülerle…

 

Saati hâlâ alaturkadır.

 

Akşam evine vaktinde dönenlerdendir.  Akşamı da evine yolcu eder.

 

Bunca “çalıkakıcı”nın içinde efelenmeye gerek duymasa da efeliği vardır.

 

Uyurken sağına dönerek uyur.

 

Şeyh-i Ekber Hazretlerinden rüyada el almışlığı vardır; hikmetin özüne aşinadır.

İyi ustadır; hünerlidir. Aşkı da tamir eder.

 

Kendi yaralarını öperek sağaltır. Her ayet onun için şifadır.

 

İma ve imla hatası yapmaz.

 

Özgünlüğün özgürlükle bağını erken keşfetmiştir. Hayatın istinsah edilemeyeceğini de…

 

Kimsenin yüzüne söylemeyeceğini ardından söylemez. Onun için yüzü aydınlıktır.

 

Adıyla müsemmadır.  Soyadındaki yeşil ruhuna giydirilen anasır-ı erbaanın bileşkesidir.

 

Renk kırıklarını bile israf etmez.

 

Yoksulluğunda zenginlik zenginliğinde yoksulluk olduğunu bilir.

 

Kaşları zorlasa da çatılmaz.

 

Muğlâk elbise giymez, diline de giydirmez; en kasvetli, en karanlık hali bile anlaşılır kılar.

 

Islığı ıslık değildir. Issızlıktan da değildir.

 

Yapıp ettikleri dönüş hazırlığıdır; dengini hazır tutar.

 

Kurbağanın prensese de prense de dönüşmeyeceğini bilir.

 

İnce hayaller terzisidir; şairliği öykücülüğüne ve şiir okuyuculuğuna dâhildir.

 

Aya bakınca aklına “elif” düşer.

 

Yüzü buğday tarlasıdır. Alıç ağacı bulunmaz.

 

Kamil Yeşil bu, arkadaşımız. Yazdıklarından da, yaşadıklarından da, gördüğümüz bildiğimiz bu yüzden ibarettir. Fazlası sözü de yüzü de çoğaltmak olur.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator