“VAR MIDIR NALÇALARI SEVİNCİN?”

 

Ankara’da, Adil Han’da, partilik kitapların hemen kıyısında, bir liradan, elli kuruştan satılan dergiler arasında bir “yargı dergisi”ni karıştırıyor. Yanı başında kendisini izlediğimi fark edip, Sezai Bey’in partisinin kapatma kararı yayımlanmış da, diyor…

 

Nerde bir yıldız görse yüzünü oraya dönenlerden… Gün içerisinde yıldız kaymasını da fark edenlerden ayrıca… Bir kitap kenarına düşülen tevellüt notundan bir mezardaki eski yazı vefat tarihine kadar, bilmediğimiz, sadece onun sayesinde haberdar olduğumuz hayatların parantezini kapatmayanlardan…

 

Unutulan mühim bir şahsiyetin izini sürmek, yakınlarına ulaşmak, yazılı verilerin yanında sözlü tarihle de o biyografiyi tamamlamak için hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz yerlerden bilgi toplar… Yerine göre onun için 50’li 60’lı yılların telefon rehberleri bile kıymetlidir.

 

Kimsenin uğramadığı evrak dolu mahzenlere, kömürlüklere, çatı aralarına, depolara, hurdalıklara, kimsenin karıştırmadığı tozlu ve sararmış sicil dosyalarına göz nuru dökmüştür.

 

Türkiye’de biyografi ve hatırat alanında en malumatlımızdır.

 

Cebindeki akıl defterinde bilinen insanlık tarihinin icmali kayıtlıdır.

 

Beyefendidir. Torunu yaşındakilere bile “bey” diye hitap eder. Kitaplara da bey diye hitap eder, bey gibi davranır. Nasıl tutulacağını, nasıl okunacağını, sayfalarının nasıl karıştırılacağını bir ayin havasında nasıl kitapla ünsiyet kurulacağını ondan öğrenmek mümkündür.

 

Mezatlar, müzayedeler onun gözünde kitapseverlerin bayramıdır. Kitap mezatlarında yeri ön sıradadır ve daim bir numaralı bayrak onda bulunur.

 

Kafasının bir köşesinde altın yaldızlı bir güldeste vardır; ezberinde müstesna gazeller ve müstesna güzeller bulunur.

 

Kendisinde olan nadir kitapların daha iyi durumda olanlarına rastlarsa onları da alır.

 

Bir nadir kitabı gördüğünde heyecanını saklayamaz.

 

Ayrı bir ciltçisi vardır, aldığı kitapları ciltletir.

 

Yerine göre bir kitabın kaç adet basıldığını, varsa hatalı baskısını, kimin çevirdiğinden, kimin terekesinden çıkmasına kadar, kitabı önemli kılan, nadir kılan detayları bilir.

 

Ayaklı kütüphane sözü onu tanımlamaz, kafalı, gözlü, elli, dilli, dudaklı, bu tasnif de olmadı, iyi mi vazgeçelim, onun kitap sevgisi ve kütüphanesine olan bağlılığı, kitap dostlarına olan hürmeti, muharrir taifesine olan muhabbeti ve bütün bunları tamamlayan başka detayların oluşturduğu kitapsever kişilik tanımlanır gibi değildir. Soyadıyla müsemma olması için soyadının “birinci” değil “biricik” olması icap edecektir.

 

Onun kütüphanesine düşen kitap, ne kadar çok kişinin elinden geçmiş olursa olsun, yüzü ne kadar eski, yazıları ne kadar yalama olursa olsun, üç beş hastalığa müzminlik derecesinde duçar olursa olsun, ne bileyim, isterse iskeleti çıkmış olsun, kısa sürede, kitap güzellik yarışmasında birinci gelmeye aday, teşbihte hata olmasın on sekizlik bir dilber hüviyetine bürünür, edayı endamı düzeltir;  nazı, cilvesi eksik olmaz…

 

Ali Birinci bu… Profesör. Tarihçi. Kitapların sevdiği adam… Bir dönem Tarih Kurumu Başkanlığı yaptı.

 

Biyografi yazarlığının piri… Yakın dönem olayları ve şahsiyetleri ondan sorulur.

 

Kütüphanesi her kitapseveri kıskançlıktan çatlatacak kadar zengindir.

 

Yüzü okunaklı ve dokunaklı bir kitap sayfasıdır.

 

Rutubet olmasın diye gözleri nemlenmez.

 

Kalbinin gözlerini nemlendirir.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator