DEVRİMCİ

 

Dört kişinin, hadi beş kişinin ancak sığabileceği bir ayakkabı tamircisinde ayakta dört adam… Tezgâhın üzerinde, içinde birkaç kilo mandalina olan ağzı açık bir kese… Dört adam da sessiz, üçü biraz tedirgin, çokça saygılı mandalina soyuyorlar. İçlerinden bir adam mandalinayı bir yontu ustası gibi, bir sanat eseri yapar gibi yahut icra eder gibi soyuyor.

 

Rengin kabuktaki ahengi, kabuğun yırtılırken çıkardığı o tatlı çıtırtı, liflerin ayrışması, yırtık ilerledikçe sıçrayan ıtırlı zerrecikler ve sonra ortaya çıkan bütün halinde soyulmuş mandalina… Dilimlerin ayrılma işlemi de incelikle… Bütün bunlar bir ağırlık, uzun bir uğraş değil, sanki ömrü boyunca mandalina soymaya alışkın parmaklar tarafından rengi incitmeden, o kabuğun soyulma anını, çıtırtıyı, sıçrayan minik damlacıkları incitmeden öylesine yakışıklı, öylesine hünerli yapılıyor ki, insan o anda mandalina soyma işlemine bir yakınlık duyuyor. Her soyulan mandalinanın kabuğu beyazlığı altta kalacak şekilde ve bir bütün halinde, yine mandalina şeklinde ters çevriliyor. Bakınca mandalina değil. Artık mandalina kabuğu olduğu belli… Bir bütün halinde derli toplu mandalina kabuğu, mandalinanın normal koşullarda duruş eksenin tersine farklı ayrı bir poşete bırakılıyor.

 

O alışkın, o milyonlarca yıldır mandalina soymuş gibi işleyen parmakların sahip olduğu, ilk bakışta mandalina soyma işlemi sırasında aynı görünen o yüzde; o başkalarıyla arasına tatlı ve ölçülü bir mesafe koyan o yüzde bir anlam kervanı yol alıyor.

 

Mandalinayı yarattığı itin Tanrı’ya teşekkür; o mandalinanın yetişmesi için suyu, havayı, toprağı, iklimi yarattığı için Tanrı’ya teşekkür, mandalina sözcüğünü yarattığı için Tanrı’ya teşekkür; mandalina sözcüğünü ilk duyduğu, mandalinayı ilk gördüğü ve mandalinanın ilk yediği anların tazeliği ve o anları yarattığı için Tanrı’ya teşekkür;  yükünden dalları yere değen bir mandalina ağacının bereket çağrışımları; Akdeniz ikliminin hâkim olduğu coğrafyada Akdeniz’e yeni bir iklim bağışlayan uygarlığımızın mandalina kokusu tadındaki incelikleri ve incelikleri bize bahşettiği için Tanrı’ya teşekkür; anamalcıların, toprak tüketicilerin tahrip ettiği mandalina bahçeleri, o bahçelerde katliama uğrayan mandalina ağaçları; mandalina yetişen iklimde kardeşlerimizle yapılan katliamlar; mandalina fidanı, mandalina fidanının meyveye durma heyecanı; çiçekler, o çiçeklere konan arılar; akşamları mandalina ağaçlarına tüneyen güney kuşları, o bahçelerde mevsimlik çalışan ırgatlar, mandalina toplayan göçmen işçiler, mandalina budama sanatını icra eden bahçıvanlar, kamyonetlerde üst üste bir dilim ekmek için alın teri döken emekçiler; mandalina tedarik zincirinin her halkasında, omzunda kasa taşıyan mektepli işçilerden, çöplerde, pazar artığı bozuk mandalinaları toplayan yoksullara kadar her insan; bu insanları sömüren başka insanlar, o insanları da sömüren başka insanlar ve sömürü düzenine buğz; bunlar ve buna benzer yüzlerce çağrışım, o yarım saatlik mandalina yeme ayininde o mandalina soyma ustası adamın yüzünde, bir mandalina ağacının kaşla göz arasında fidanlıktan ağaçlığa geçmesi ve yemiş vermesi gibi, dallanıyor, yapraklanıyor…

 

Bütün bunlar yalnızca o adamın yüzünden geçiyor. Diğerleri, bu suskun, bu sıkıcı hava bir an önce dağılsa bekleyişinde…

 

Bir mandalina soyma işlemini bile bir sanata bir bilgeliğe dönüştüren adam Nuri Pakdil…

 

Her işi böyle…

 

Yazıları, kitapları, çıkardığı dergi, yürüyüşü, her eylemi… O bir şeyi yapmışsa yapmış, bir şeyi seçmişse seçmiş, bir sözü söylemişse söylemiş, bir şeyi susmuşsa susmuş… Neyse o…

 

Adıyla da soyadıyla da müsemma…

 

Bize yüzlerce yıl sonra “bağlanma”nın ne demek olduğunu öğreten kişi…

 

Allah’ın her an devam eden muazzam devrimini her an yaşayan büyük ve soylu devrimci…

 

Yüzünde bütün Peygamberlerin bakışlarından örülmüş bir aydınlık…

 

Kıblesini kalbinde ve parmak uçlarında gezdirenlerden…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator