OYUNDAKİ MECZUP KARINCA

 

Tam meczup mu belli değil… Numara mı yapıyor, sahiden numarası mı var onu mu yapıyor, ilk bakışta seçmek zor. Son bakışta da belli değil, ilk olduğu gibi… Ne giyinirse giyinsin giyindiği “hâl” aynı. Muhatabında hayret, hayranlık, şaşkınlık yaratan ilk izlenim nedense bıkkınlık yaratmıyor. Gözleri sadece “vel-fecr”i değil bütün ayetleri, bütün sureleri okuyor konuşurken… Zaten susmuyor da… Mütemadiyen konuşuyor. Kendisine dair değil pek, onu çarpan, sarsan olayların, dünya işlerinin, eskide ve yenide olan, olmakta olan dünya işlerinin, onu etkileyen kişilerin, arkadaşlarının dışarıdan pek de fark edilmeyen yanlarını, yönlerini öyle güzel tokalıyor ki kelimelerin saçlarına; toka aynı toka, saç aynı saç olmasına rağmen ustalıkla yeni bir “tarz”  çıkarması şaşırtıyor biraz da…

 

Bir adam sürekli, hadi bir şeyler yapalım, hadi gidelim, hadi koşturalım, hadi enkaz kaldıralım, hadi çiçek dikelim, hadi film çekelim, hadi dergi çıkaralım, hadi özel sayı hazırlayalım, hadi bilmem ne yapalım diye yerinde duramaz mı, söz konusu o olunca duramaz; duramıyor. Hadi dediği her işin yarısı rüya…

 

Akıp giden hayatın kendisini ezmesine, hırpalamasına, aşındırmasına müsaade etmeyen güçlü bir iç sesi var. O iç ses de akıp giden hayata dâhil;  gündelik olanda sıradan olanda saklı renkleri de rüyasına dâhil ediyor.

 

Dostlarına yer açmakta mahir… Bulunduğu her yerde yalnız olsa bile dostları da yanında yürüyor gibi bir hava uyandırıyor.  Diyelim mizacınızın, meşrebinizin, hayat tarzınızın tamamen zıt olduğu insanlarla birlikte bir toplantıda, bir yemekte, bir programda, biraz yana çekilin filan filanlar da yanımızda, siz görmeseniz de onlar da benimle birlikte demeden edemiyor.

 

Konuşurken mütemadiyen yinelemesi, biçimsel olan her şeye karşı alaycı dik duruşu filan değil kusur sayılırsa kusuru da var.

 

Küsuru yok. Neyse o…  Bu kadar da değil, kipe göz kırptırmak gerekirse:

 

Bin yıllık süreç gerektiren bir işi altından girer, üstünden çıkar, bir ayda bitirir.

 

Zaman algısı tavşan hızındadır; tek farkla uyumaz. Tazılara nal toplatır.

 

Toplumun seçkin kesimleriyle de düşkün kesimleriyle de ünsiyeti vardır; sıcak bağlar kurar.

 

Her zaman “çekirdek dost gurubu” bulunur; bunlar için iyi bir reklamcı, iyi bir pazarlama elamanıdır.

 

Kravat takmaz. Gömlek ütülemez. Kafa ütülediği çok olmuştur. Düğünündeki o “şekil” bir defaya mahsustur.

 

Sinema doktoru. Sağaltan gözleri var. Aşkar’ı rüya… Rüya atına binip dolaşıyor.

 

Sinema dersleri okutuyor.  Talebeleri için kolay hoca…

 

“Asıl Film Şimdi Başlıyor” kitabı Türk sineması için bir başucu kitabı özelliğine sahip…

 

 

Anne karnında gördüğü rüyaları bile hatırlayacak kadar rüya düşkünü…

 

Yağmur dinmeden uyuyamaz.

 

Sadık Battal bu…

 

Yüzü plato…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator