“BU DA GEÇER YA HU”

 

Bir dağ gülümseyerek gelir. Depremli ve sessiz…

 

Dağ gibi oluşu sadece dış görünüşünün, boylu poslu, en az üç adam cüssesine sahip oluşunun tavsifi değil aslında… Gönül yüceliği de dâhil buna, başından duman eksik olmaması da. Hayatı acıyla kanatlandırıp değme insanın cesaret edemediği yalçınlıklarda uçurtma niyetine uçurması da.  Yanında yürürken, otururken, konuşurken, bütün bunlar olmasa bile dünyada bulunmasının verdiği güvenin “dağ gibi” olması da tanımlayamaz. Şairin dediği gibi onu da ufalayan rüzgâra pek aldırış etmemesi de. Böyle bir âdemdir.

 

Yıllar öne Rüzgâr diye bir dergi çıkardı. Dergi ayda bir edebiyatseverlerin posta kutusuna kanatlanırken, kendi yüreğiyle, kendi samimiyetiyle birlikte aynı söz sofrası etrafında buluştuğu dostlarının selamını, sıcaklığını da sarardı sarı sayfalara…

 

Sıcaklık demişken, insanlık buz tutmuyorsa şayet,  saçaklardan sarkan buzlar gibi kırılıp dökülmüyorsa inceliklerimiz,  sayesinde insanlığımız sıcak tuttuğumuz kişilerden biridir.

 

Sonra Sühan mecmuasını çıkardı.

 

Kaşında eski harflerle “bu da geçer ya hu” yazılı bir yüzük parmağında ve parmağımızda. Esasında kalbinin on parmağında da aynı yazılı yüzük var. Yazıklanma, şikayetlenme yok, derin bir teslimiyetin adamı. Teslimiyet derin, evet… Yoksa insan başlı başına bir yazıklanmadan ibaret ve acıyı, çektiğimiz başka tanımsızlıkları dönüştürdüğümüz, sağaltan, onaran, kapı açan bir şekle büründürdüğümüz ölçüde teslim oluyoruz.  Boyun eğmeyen bir teslimiyeti var şairin.

 

Şair. Şiirlerinin bir kısmı “Çekil Gideyim Hayat” adıyla kitaplaştı.

 

Denemeleri “Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz” adıyla…

 

Edebiyat muallimi. Yazıp söyledikleri biraz da barajın patlamaması için hani bir miktar suyu sürekli dışa vermesi gerekir ya, öyle.

 

Ruhundaki parmak izlerini öperek taze tutuyor varlığını.

 

Bir yalnızlık saklama ustası… Yürürken, düşmek üzereyken yalnızlığı da kendi koluna giriyor.

 

Sözü üşütmemek için elbiseler diktiği oluyor, sözü terletmemek için soyup bahçeye çıkardığı…

 

Zorunlu lensi hariç bakışları maskesiz…

 

Yüzü de bir dağ… Sadece yüzünün meymenetine yaslanmak bile bir adaya çekilmek kadar huzur verici.

 

Hüseyin Kaya bu, kardeşimiz. İyi biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator