SOLUĞUNDA TARİHİN VE COĞRAFYANIN YANGINI

 

Çantasında kitapları bulunur

 

Çantasında yalnız kalınca ağlanacak anılar, sadece kişisel değil, Balkanlar’dan yüz yıllık sürgünümüzün anıları, o dağlarda açan çiçeklerin atlarımızın soluğunu, ayak izlerini, nal seslerini özleyen anıları bulunur.  Rumeli’nin söylenmekle, çekilmekle bitmeyecek, o içe işleyen, o ruhun bile kılcal damarlarını sızlatan anıları… Bunlar ilk fetih günlerinde akılla izah edilmeyecek bir yaşama ve yaşatma tutkusuyla o topraklara ilk serpilen çocukların anılarına karışır.

 

Çantasında yakın dostlarının incelikleri, mahrem yaraları, sadece kendi bakışıyla fark edilen derinlikleri bulunur.

 

Çantasında bozkırdan topladığı yıldızlar, ay kırıkları,  ta Çin denizi kıyılarına ulaşan, Sibirya içlerine uzanan coğrafyada yaşayan bizim çocukların insanı kendinden geçmiş bir şamana döndüren ince izleri ince sözleri, ince hayat dökümleri bulunur.

 

Çantasında Selçukların, Osmanoğulları’nın toprağa, gönül toprağına düşürdükleri aynalar, o aynalarda kendisini bulan bir tarih, o tarihte asla tarih olmayacak hayatların, olayların, acı tatlı yaşanmışlıkların tarihle izah edilemeyecek kana karışan kayıtları bulunur.

 

Çantasında Evliya Çelebi’nin sünnetini devam ettirmekten hâsıl olan, Seyahatname’nin ruhuna uygun hazırlanmış kendi özel gezilen yerler rehberi bulunur.

 

Çantasında yaralı bir yoldaş için çekilen bunca çile, kimseye hissettirilmeden çekilen yoldaş acısı, refikasının ona merhametle ve minnetle bakan gözleri bulunur. O gözlerin yanında yaralı bir gazelin dökülmesi, düşmesi, yasılması,  yaralı bir ceylanın çığlık çığlığa rüzgâra karışması, yaralı bir yılkı atının uçurumlara doğru yelelerini savurması bulunur.

 

Çantasında eski güldestecilerin yüzlerce divan karıştırıp seçtikleri beyitler, gazeller, kısa özgeçmiş notları, tebarüz eden aykırı ve uyumlu mizaçlar, bu kişilerin o şiirleri seçerken, okurken ve derlerken duydukları hayret ve hayranlık, o hayranlıkla at başı yürüyen hikmet ışıkları, o ışıklarla aydınlanan bölünmemiş dünya, o dünyada tekrar bağdaş kurmuş, boyunca yazmalar arasında yüzünden insanlığın bütün halleri okunan bir derviş şair silueti bulunur.

 

Çantasında talebelerinin bir bakışta sezilen, yeni çıldırmış erik dallarını andıran ilk gençlik aşklarından kesitler, delikanlılık hallerinden derlenen harbilikler bulunur.

 

Çantasında günümüz şairlerinin, ediplerinin dergilerde çıkan şiirlerinden, yazılarından kalbin kıyılarına vuran dizeler, cümleler bulunur.

 

Çantasında, geceleri el ayak çekildiğinde, kütüphanesine çekilip bakacağı, kimi dağılmışlığın, kimi kıyımın, kimi daha kendine özgü yaşanmışlıkların siyah beyaz fotoğrafları bulunur.

 

Çantası, o sanatçı parmakları diyeceğiniz parmaklarında, sanatçı eli diyeceğiniz elinde; o ağır, acelesi olmayan, içine çıldıran, kaynayan, sarmaşıklaşan bütün bir âlemin aksine, sakın bir adamın, gözlüklü, biraz esmere yakın, acıyla karışık gülümseyen bir adamın elinde…

 

O adam Rıdvan Canım’dır…

 

Edirne’de büyüyüp Erzurum’da yaşamasına karşın edasıyla, aksanıyla, müktesebatıyla süzme İstanbulludur.

 

Edebiyat doçentidir.

 

Gezi yazılarından şiire, antolojiden incelemeye, anma kitabından denemeye bir raf dolduracak kitabı vardır.

 

Öğrencileri de kitap gibidir.

 

Bir sevdirme ustasıdır.

 

Yüzü söz aynasında ifade edilmez. Sadece çizgileri çantasında taşıdıklarıdır.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator