BİR USTAYA OLMUŞ ÇIRAK

Bir deyiş ritminde yürür.

 

Ellerinde çantalar… Uzaktan bakınca çarşıdan pazardan, alışverişten dönüyor diye düşündüğünüz adamın çantalarında kitaplar, kitaplar, kitaplar… Ankara’daki hemen her ciddi kitapçının ambleminin olduğu rengârenk bir alışveriş manzarası… Kitaplar da rengârenk… Bazen aynı kitaptan ucuz bulup üç beş tane aldığı da olur. Öyle ya, öğrencilere verilecektir. Nerde kitaplar kelepire düşmüştür, ona sormalıdır. Sahafların, ikinci el kitapçıların partilik raflarından tasavvuf kitapları, farkında olmayan, adında “hatırat” yazmayan anı kitapları bulur.  Haftada bir, bazen ayda bir uğradığı başkentten ayrılığın acısını kitaplardan çıkarır. Yerine göre çantalarımı taşıyamayacağı kadar çoklaşınca, ağırlaşınca, bir arkadaşına, çokça Yusuf Turan Günaydın’a emanet bırakır. Kitapçılara bir sonraki gelişte alırım diye emanet bıraktığı da olur.

 

Konu bir kitaptan açılmaya görsün, müellifin diğer kitapları, başka yazıları, kitaptaki dipnotların, göndermelerin adresleri, o adreslerin yeni adresleri, o evlerde oturan başka akrabalar, hülasa zincir ortalama üstü bir kütüphane sahibinin kütüphanesini dolduracak kadar o “açılma” esnasında uzar, bereketlenir, zenginleşir. İnsanın irfanî zenginlik böyle bir şey olmalıdır, diyesi gelir.

 

Bu, o zenginliğin kılıfındaki küçük bir nakıştır, devenin kulağıdır.  Hastalıkdaşını bulunca hastalığı nükseden bir hastanın hâllerinden bir hâldir.

 

Hastadır evet, bir defa güzelin hastasıdır.

 

Ahşap incinmesin, demir incinmesin hassasiyetiyle kapıları usulca açan ve usulca kapatan, asla kilitlemeyen bir yürek uygarlığının hastasıdır.

 

Deyişlerde, türkülerde, ağıtlarda süzüle arına gelen derin duyarlığın hastasıdır.

 

Oyunda olduğumu biliyorum, oyundan çıkmam istemem de, çıkmam da oyuna dâhil, ben istesem de oyundan çıkamam diyen varlık bilincinin hastasıdır.

 

Nergis terleyen, gül terleyen, kekik terleyen mahrem sırların hastasıdır.

 

İçinde denizler çalkalanan, ırmaklar köpüren insanların tıynetini iyot kokusundan ve bir küçük damladan tanıyabilme bilgisinin hastasıdır.

 

Şair değildir. Çokça Fuzuli meşreptir.  Türbeye değil adasına çekilir.

 

Çekildiği ada kalbi ve kütüphanesidir.

 

İçinde gönül bulunan her işe, her emeğe, her nesneye saygısı vardır.

 

Adı İsmail olsa da, yüzü çokça Kerbela toprağından yapılmıştır.

 

Mevleviliği o toprağın acılarını her dem taze tutmasından, her dem tavaf etmesinden dolayıdır.

 

Konacak dal bulursa çok uçar, çok konuşur.

 

Bulamazsa gönlünün dallarında açan çiçeklerle, uçan kelebeklerle konuşur.

 

İsmail Kasap bu…

 

Soyadına dair hiçbir emare taşımaz.

 

Adı dostları içindir. Dostlarının da bıçağı gülden… Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator