“BEN PAZAR’DA DURAMAM”

 

Beş yaşında bir çocuğu doksan beş yaşına kadar büyütün; yaşacağı her yıl görsün, iliklerine kadar yaşasın, sonra zamanı geri sarın, yine beş yaşına getirin; bekleyin; olmaz ya oldu sayalım, İsa’dan önce olmalı, beş bin beş yaşında bir dedeyi küçültün, küçültün, küçültün beş yaşına kadar getirin, bütün o yılları görsün, hafızasına nakşetsin, sonra bu iki çocuğun gördüklerini, hallerini, bildiklerini, bilip unuttuklarını, duyup bilmek istemediklerini bir leğende birbirine karıştırın; bekleyin;

 

Trabzon’dan yaylalara doğru üç yüz altmış beş gün üç yüz altmış beş kez yola çıkan, en kıyıdan en zirveye kadar gördüğünün her mevsimin renklerini, ilkbaharda yeşilin onlarca tonunu, sonbaharda sarının, kışta grinin, yazda bütün renklerin onlarca tonunu gözlerinize nakşedin, getirin, gözbebeklerinizin memelerinden o leğene sağın; bekleyin;

 

Türkiye’nin en eski mabetlerinden, camilerden, havralardan, kiliselerden, ikonları, yazıları, bir kaligrafi ustası/uzmanı gözüyle kopyalayın, seçin, ayrıştırın, en yeni camilerinin duvarlarına yazacağınız dört halife, Allah, Muhammed, Hasan, Hüseyin isimlerinin, ayetlerin yeni tarzı üzerine muhayyilenizde yeşeren pınarcıkları eski mabetlerin yazılarından süzün, ne kaldıysa onları da o bakır leğene boşaltın; bekleyin;

 

Denizin gemiyle müşterek, alaca karanlığın kızıl aydınlıkla müşterek, kentin akşam siluetinin sabah uyanışıyla müşterek, kalbin akılla kesiştiği adacıkların nefsin şeytanla buluştuğu yerle müşterek, başka buluşmalardan, başka kesişmelerden, muhayyilenin çıplak gerçekle gerdeğinden vesaire topladığınız yarı aklî yarı saçma yarı çılgın görüntüleri çiziktirin; ortaya çıkan resimlerin görüntüsünü de o leğendekilere ekleyin ve bekleyin;

 

Yarım okunmuş kitaplardan, birkaç kez yarım okunmuş kitaplardan, defalarca eskitile yıpratıla okunmuş kitaplardan, ansiklopedilerden, sözlüklerden, kimsenin ciddiye almayıp burun kıvırdığı kitaplardan, çizgi romanlardan, cinayet romanlarından, psikolojik romanlardan, gizli klasiklerden, herkesin klasik diye bildiği, emsallerine göre tam da klasik olmayan başka romanlardan, gazete ve dergi yazılarından biriktirdiğiniz cümleleri, ibareleri, kahramanların en az bir numarasını, binlerce yıllık bir deri çanta içerisinde o mekânlardan, o dönemlerden dolaştırıp getirin, harfleriyle ve anlamlarıyla birlikte o bakır leğene boca edin; bekleyin;

 

Yabancı şairlerin, mahalli şairlerin, eski yeni Türk edebiyatının baba şairlerinin, kıyıda köşede kalmış şairlerin dizelerini, imgelerini, ince hayallerini, Lokman Hekim’in sünnetini devam ettiren ve yamaçlarda bilinmedik şifalı otları toplayan bir otacı kadın gibi, o otlarla af edersiniz o dizelerle, o hayallerle konuşarak eteğinize toplayın, onların karışmasından çıkan yeni dizeleri, eteğinizden dökülen dizeleri de tekrar eğilip alarak getirin, o bakır leğene karıştırın; bekleyin;

 

Bütün bunlara dünya meşgalesini, akşam eve gidecek ekmeği, çocuğun dershane parasını, ansızın gelen misafirlere ikram edilecek yemeğini, çayın maliyetini, dükkân kirasını, motor benzini giyimi kuşamı, bozulan çamaşır makinesinden değişecek objektife bir sürü irili ufaklı kaygıyı, işgallerin, kıyımların, yaşadığınız dönemde tanık olduğunuz dünya olaylarından sizde kalan tortuyu ekleyin,

 

Bu ve buna benzer başka şeyler de ekleyin ve o leğeni beklemeye, mayalanmaya bırakın…

 

Tekrar geldiğinizde bir adamı leğenin başında, leğendeki her şeyle o kadar yakın, o kadar iç içe, sanki onlar kendisiymiş gibi bir keşif ve esrime halinde bulacaksınız.

 

O adam Yaşar Bedri Özdemir…

 

Bir derviş donunda dolaşıyor aramızda…

 

Şair. Bir düzine şiir kitabı var…

 

Nakkaş… 

 

Gezgin… Bedeni ruhunun gezginliğine ayak uydurmaya çalışıyor.

 

Ada mecmuasını çıkarıyor arkadaşlarıyla eğlencelik niyetine…

 

Alırken de satarken de cömert olanlardan…

 

Geçimsizliği varsa da muhteşem dalgınlığından…

 

Yüzü ustasını aklından çıkarmayan bir ikon… Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator