MUHKEM AYET

 

Bir adam Türkçedeki bütün Kuran tercümelerini okumuş, bazılarını üç beş kez okumuş, dipnotlarına, ayraç içlerine kadar ezberlemişse,

 

Türkçedeki bütün tefsirleri tekrar be tekrar okuyup, altını çizerek okuyup, birbiriyle mukayese etmişse,

 

Sadece meal ve tefsir değil, içinde “İslam” olan “İslami” olan her kitabı gözden geçirmiş, her yeni çıkan kitabı bir çocuk sevinciyle karşılamışsa,

 

Para biriktirmeyip, kitap biriktirmeyip, mal mülk biriktirmeyip, hatta bilgi biriktirmeyip, ömür biriktirmeyip, öğrendiği, edindiği, kendisine verilen her şeyi o şeye ihtiyacı olan insanlarla, çokça ihtiyaç sahibi öğrencilerle paylaşmışsa,

 

Yerine göre o yüzyıla yakın zamanı taşıyan omuzlarında kitap taşımış, yoksul öğrenci evlerine erzak taşımış, yerine göre kömür torbası taşımış, bunu, reklamını yapmadan, işiymiş, göreviymiş, dahası gündelik meşgalesiymiş gibi bir doğallıkla yapmışsa,

 

Okuyun kardeşlerim, köklere dönün kardeşlerim, Allah bize ne diyor öğrenin kardeşlerim diyerek, Türkiye’de ayak basmadığı il, ilçe, kasaba bırakmamışsa,

 

Döneminin âlimlerinin, bilge kişilerinin, sayısı bir elin parmağını geçmeyen yıldız izcilerinin eteklerini onlar aramızdan ayrılsa bile bir an olsun bırakmamışsa,

 

Yeşeren her yerli derginin, her teşkilatın, yapılan her eylemin, her organizasyonun bir kenarından tutmuş, hadimi olmuş, yerine göre hamisi olmuş, teşvik etmiş, tenkit etmiş, her halükarda tekemmül etmesi için aklının en çetin yamaçlarını bile terletmişse,

 

Cebinde bırakın kitap dergi almayı, çay içecek simit alacak parası olmayan yoksul ve yetenekli talebelere sağdan soldan burs bulmuş, onların talebelik hayatını, sonrasında iş hayatını tanımsız bir gözetmen gibi izlemiş, ayakları aksadığında, kaydığında, düştüklerinde ben senin için zamanında bunları yapmıştım demeden, hissettirmeden yine yanlarında olmuşsa,

 

Ömrü boyunca evinde sabahtan akşama bir gündüz geçirmemişse,

 

Patavatsızlığa, suiistimale, aymazlığa, hiçe saymaya, görmezden gelmeye tolerans göstermenin nezaketi kirletmek olacağını düşünerek nazik olunması gereken yerde nazik, ağız payı verilmesi gereken yerde yerli yerince “kaba” olmuş, hakikati nezakete hapsetmemişse,

 

Bu ve buna benzer onlarca hususiyeti, hamallığı yüksünmeden kişilik haline getirmiş, yorulduğunda kendini de sırtına alıp taşımışsa,

 

O adam Kemal Kelleci’dir.

 

Hâlâ ezberinde olsa bile meal okur, anlamaya ve anlatmaya çalışır.

 

Tarak taşımaz, omuzlarına dökülen saçlarını parmaklarıyla tarar.

 

Kitapçılarda rastladığınızda çantasında mutlaka kitap gazete bulunur. İki kelam edecek kimse olmazsa kitaplarla konuşur.

 

Anılarını anlatsa yarım asırlık “muhafazakârlık tarihi”nin yeniden yazılması icap eder.

 

Ruhu İsa’nın ilk havarilerindendir, hayfa ki 1934 yıl geç doğmuştur.

 

Bir İslam misyoneri tanımı yapılacaksa Kemal abi yok sayılarak yapılamaz.

 

Bir esmer insan karıncasıdır.

 

Kendisi muhkem olsa da yüzü müteşabihtir.

 

Öldüğünde sual meleklerini sorguya çekecek bir mizacı vardır.

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator