HİLKATİN İLK ŞAİRİ

 

İnsanı onaran, içe işleyen,  dinleyince kulağı, okuyunca dili ve dimağı, anlayınca aklı güzelleştiren bir sesi var.  Budağı dikeni olmayan bir ses… Mizacının da budağı, dikeni yok… Sessiz sedasız durmuş, oturmuş, durulmuş, varlığın cilvelerine sakinliğiyle eşlik etmiş, varlığın acılarına iç burkulmasıyla karşılık vermiş bir ses…

 

Bir dervişin kendisiyle ve evrenle halleşmesi bir bakıma… Yaratıcıyla konuşurken de öyle… Boynu saygıdan ve özenden yana eğilmiş… Hayat ona yaşamaktan çok renkli kilimler dokumayı öğretmiş de, desenlerde, ilmiklerde, tarak vuruşunda, yaptığı desenleri seyrederken yeni bir hayat inşa ediyor gibi farkında olmadan…

 

Ruhunu kanatan kıymıklardan gül resmi yapıyor.

 

Evrenle eşya ile halleşme dedik de; ufuktaki bir göçmen kuşun kanatlarıyla, bir yaprakla, bir kar tanesiyle, lodosun keskinliğiyle, meltemin yumuşaklığıyla, hepsine ayrı selam vererek, ayrı hatır sorarak hatta kendisini onların yerine koyarak, bir şair kendilerine nasıl söylemesi, kendilerini nasıl selamlaması gerekirse öyle yapıyor.

 

Kavga edilecekse önce kendisiyle kavga edip barıştırdıktan sonra çıkıyor meydana; dava edilecekse önce kendisini yargılayıp hükmünü veriyor. Toprak hıçkırıkları dolu avuçları… Ateşi kıvılcımından öpmeden hakikatin anlaşılmayacağına aşina…

 

Doğrudan Allah’a bağlı, Oflu… Oflu olmasa da doğrudan Allah’a bağlılığı ifşa ve ima eden bir eylemin sahibi… Doğduğu toprakların bağışladığı hırçınlığı çile çıkarırcasına, bir şeyhin dizi dibinde hamlıklarını yontarcasına, kutsal kazanlarda nefsinin bütün çiğliklerini pişirircesine hilme tebdil edenlerden… Bu haliyle en İstanbullularımızdan…

 

Bir insana selam verince sadece gözleri değil kalbinin gözleri de gözbebekleriyle buluşanlardan…

 

Cevdet Karal bu, şairimiz…

 

Yarım doktor… Sosyal bilimlerin hemen her dalında dirsek çürüttü…

 

Geçimini hayal terziliğinden kazanıyor.

 

Muhayyilesinin zekâtını şiirle verenlerden…

 

Horozlu Ayna ve Ölüm’den tanırız.

 

Söz verdiğimiz ilk andan, Hilkatin İlk Günleri’nden tanırız.

 

Bir süre Ömer Erdem’le birlikte “Kaşgar” mecmuasını çıkardı.

 

Pek çok dergide yazdı, yazıyor.

 

Şiirimdeki tasavvufi damarı devam ettiren üç beş şairden biri…  Geçmiş zamanlarda yaşasaydı divan sahibi tekke şairlerinden biri olurdu.

İşliği iyi iyilikten… İyiliğine kurşun işlemez.

 

Gürzün ezemediği sağlam bakışları var.

 

Yüzü hâkim bir hekimin söz yaralarını sararken ki müşfik gülümsemesi…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator