DENİZ TAŞIYAN IRMAK

 

Huzur ve sükûn estiren bir rüzgârla gelir. Kendi saçları da o “rüzgâr”da ağarmıştır. Gönlünün saçları kara…

 

Doğumunda meleklerce soyadına gül aşısı yapılmıştır. Resmi kayıt adres belli olsun için…

 

İyi dinler. Kimsenin sözünü kestiği görülmemiştir.

 

En çığırtkan, en yüksek sesli sözcükler bile onun diline yaklaşırken pütüründen, pıtrağından, tortusundan arınarak yaklaşır. Uslanır.

 

İnsanın, o doğduğunda ilk ağlayışının da sessiz harflerle olduğuna inanası gelir.

 

Esmer bir samimiyeti vardır.  Samimiyeti ilk sözden, ilk yaratılış merasiminden olduğu için leke tutmaz, kararmaz; kalbinin döngüsüne ayarlıdır; tazedir.

 

Yanılgı hakkımız saklıdır: Onda günümüz insanın çekmediği zorlukları çekmiş, görmediği yoksulluğu görmüş, ayak parmaklarında el parmaklarında taşın ve toprağın izleri hala sıcak olan bir yaşanmışlık, tekâmül etmiş, içselleşmiş, derinliğe dönüşmüştür. Hâlden anlarken bu halden anlama durumu yüreğinin dallarında yeşerir, çiçeklenir.

 

En samimi olduklarıyla bile, ölçülü ve tatlı bir mesafesi vardır.

 

Daveti geri çevirmez, gel denmeyen yere gitmez, bir yere çok gelip gitmez, muhabbete halel getirmez, bu yönüyle Karacaoğlan meşreplidir.

 

Muhatabını yüzüyle karşılar, gözleri yüzünün her yerindedir.

 

Ağa/beydir; ağabeyliğinin yaşıyla alakası yoktur; fıtridir.

 

Muallimliği bıraksa da, “huzur ve sükûn estiren” duruşu derse dâhildir.

 

Memleketçidir. Memleketçiliği doğduğu Maraş’la yaşadığı Ankara’yla, ülkesi Türkiye’yle kaim değildir; dilimizin ve uygarlığımızın serpildiği her yere yazıyla ve sızıyla bağlıdır.

 

Vicdanındaki merhamet yağmuru, yağmuru da ıslatacak inceliktedir.

 

Kusuru az yazmasıdır.

 

Ali Karaçalı bu…

 

“Kamçı”dan bilirsiniz…

 

“Maraşlı Âşık Behlül Ali”den bilirsiniz.

 

Nuri Pakdil’in “Edebiyat”ından bilirsiniz.

 

Ha bir de, bu yüzü hatırlıyorum, o ilk ayinde yan yanaydık hissi veren tanıdık bir yüzü var, en çok da ondan bilirsiniz.

 

Yüzü o yüzdür.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator