YARI ARALIK KAPI

 

Bozulmadan düzelmeyecek, karışmadan durulmayacak büyüklükte bir kafası var… Gözlükleri şişecam imali… Sakalları eski kıl çadırların güneşte sararmış söküklerinden, artıklarından kalma… İlk bakışta bir mağara adamı intibaı uyandırıyor. Öyle bir şey yok da, diyelim ilk mağara adamlığından, mağara adamlığına, dahası modern mağaralara insanlık tarihinin her mağarasına girip çıkmışlığı, o loş mekânlarda barınmışlığı var.  Kendi karanlığını aydınlatmak içindeki ışıkları icat edilen en yüksek “watt”ta yakıyor.  O lambaların tasarımı da kendine ait… Yolu yöntemi olan bir adam… Yol ve yöntem kaybetmesi de yola ve yönteme dâhil…

 

1971’li… Bizim kuşağın en çok okuyanlarından… Soysal bilimler diye tasnif edilen nanenin her türüne, her tadına, yetiştiği her toprağa, ark kenarlarından dere boylarına, seralardan serazat sulak tarlalara varıncaya kadar her şeyine aşina… Her rengine, her boyuna, her adına… Ondan dili biraz kekre… Konuşurken de kekre… Zihni, müktesebatının inişli çıkışlı, dağlık ovalık ve uçsuz bucaksız atlasında dolaşırken sözcüklere yüklediği anlam yahut sözcüklerin onun diline yüklediği anlam da atlas genişliğinde yol alıyor.

 

Bir çizgi: Saçları kaşları ve sakalları da kitap sayfalarınca sararanlardan…

 

Bir çizgi daha: Çay ve tütün parasına Konya yerel basınında dirseklerini çürütürken, kafasının içine dünyanın bütün konulan ve göçülen yerlerinden hayatlar, düşünceler, rüyalar çağırıyor; çalışma odasının ruhu tanımlanamaz bir harita ve halita…

 

Yazarken parmaklarının aklını, aklının parmaklarını dinlemediği oluyor.

 

“Şehirler içinde Konya’dır Konya” diyenlerden…

 

Konuşacak kimse bulamadığı zaman kendi kelimeleriyle, kelimelerin çağrışımlarıyla konuşuyor.

 

Müslüman ve devrimci… Sadece devrimci denmesi bile Müslümanlığını içkin…

 

Yolculuğa çıkmadan yolculuğa çıkanlardan; dünyayı bir otel olarak kullanıyor.

 

Murat Güzel bu, kardeşimiz.

 

Muradı da güzeldir.

 

Şair.

 

Uzak Koku’yla kitaplı…

 

Bir zamanlar Tezkire dergisine emek ve omuz verenlerden…

 

Çokça Neo-Epikçiler arasında göründü… Hiçbir şey yazıp söylemeseydi de neo-epikçi olurdu.

 

Gri havalarda kederlenir belli etmez. Sokakları kederiyle güzelleştiren muzdariplerden…

 

Gökte kafes, yerde tuzak, denizde akvaryum karşıtı…

 

Ateşinin düştüğü görülmemiştir.

 

Yüzü Ortaçağ nedir bilmez. Vebalı değildir. Vicdanına kedi kanı bulaşmamıştır.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator