ŞAİRİN YAĞIŞLISI

 

 

Niceliği kadar “Niçe”liği de var…

 

Ruhu balkondan evinin önünde kırbaçlanan ata ağıtlar yakıp günlerce kendine gelemezken, kendisi ruhunu orada bırakıp aynanın yanına astığı bir artist posterine pekâlâ bir dörtlük yazabilir.

 

Nesnelerle arası o kadar iyi ki, bazen bir nesnenin şiirini iki defa yazdığı da oluyor.

 

Fincandan iğneye, tabureden ışıldağa aklınıza gelen gelmeyen yüzlerce eşyadan oluşan ve hiçbir parçası hurda olmayan bir hurdalıkta dolaşır gibi oluyorsunuz onu okurken…

 

Mısra çapkını… Eşyaya bakışı da çapkınca… Yüzünün ve dilinin çalgınlığında gizli bir muziplik taşımaktan haz duyanlardan… Haz da o çalgınlığa, o çapkınlığa dâhil…

 

Harf Devriminin “ınga” sesini hatırlar…

 

Emeklediğinde yeni harflerle okuma yazma seferberliği başlamıştır, eski okuryazarlar bir gecede cahil, Latin harfini söken okuryazar olmuştur.

 

Şehirli, biraz bohem, çokça rint meşreptir.

 

Akşamı eteklerinden yakalar; sabahı ancak kuşağından tutanlardandır.

 

Alman klasiklerini okumaktan Türk klasiklerini okumaya fırsat bulamamıştır.

 

Mısralarında söz dizimi de bir Alman dilber sarışınlığındadır.

 

Mala mülke, şana şöhrete prestij etmemişi pirim vermemiştir. Gündelik yaşar. Şiirleriyle bir nevi gündelik hayatta kullandığı, rastladığı gözüne çarpan eşyalardan oluşturduğu pek de masum olmayan bir müze inşa etmiştir.

 

Metanın fiziğini bildiği kadar metafiziğin de huylarına aşinadır. Kaş çatan bir kalem, titreyen bir ayna, esriyen bir kadeh de pek ala kendi fizik ötesinden onun kulağına bir şeyler fısıldamıştır.

 

Gönlünün gömleği yaşama aşkıyla çokça lekelenmiştir.

 

Mevsimler üşümesin diye sözden çarşaflar, yorganlar diker. Yaz için tülden, kış için yünden, ilkbahar için pamukludan, son bahar için masal kuşlarının tüyünden…

 

Sedat Umran bu…

 

Şair, çevirmen… Alman şiirinin “en”lerini kendi söylemişçesine Türkçeye çevirmiştir.

 

Bir rafı dolduracak şiir ve çeviri kitabın sahibi…

 

Gökyüzünün bereketine ayrı bir muhabbeti var.

 

Kar yağınca kendisi de yağar.

 

Yüzü bir milyon sarı ve kara karıncadan örülmüştür; yerinde durmaz.

 

Uzaktan bakınca sütlü kahve fincanına benzer.

 

Kahve tiryakisidir.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator