TAZE YARA ILIK SÜT

 

Derdi olmadığı an yok… Derdini dile getirmediği, söylemediği, hatta kendisine bile söylemeden gizliden gizliye taşıdığı ve yaşadığı anlar var ve hayatı o anlardan örülü… İnsana sakinliğine soru sorma, kardeş miyiz, kardeşiz; yüzümüz yeryüzü mü, yeryüzü; ülkemiz Türkiye mi, Türkiye;  bakışımızın süngüsü düşerse teslim mi oluruz, teslim oluruz; işimiz sağaltmak mı, sağaltmak gibi binlerce soru ilham eden bir yüzü, bir tebessümü var.

 

Müslümanlığı da esmer. Anlamacı ve ayıklamacı… Anlamdan ve tefrikten yana… Esasında “tefrika” hayatı da yazı hayatı da önce kendi derdini anlamaya, sonra söylemeye yönelik bir eylem…

 

Tanışırken, ilk tanıştığına, tanımadığına karşı alabildiğine ağırbaşlı ve ciddi bir ilk izlenim uyandırıyor.  Yazıda da öyle… Yazıdan sakladığı nükteler, yüzünün aydınlık tarafını tamamlayan ince ironi daha çok gündelik hayatında…  Bir de en ciddi anında, en heybetli duruşunda bile, yüzünü enlemesine saran, yalnız dikkatli bakanların fark ettiği bir gökkuşağı var; , hani birazdan bir muziplik yapıp, en ağır mevzudan bir latife çıkarabilecek  renkler o gökkuşağında..

 

Apartman yöneticisine karşı kapıcının, genel müdüre karşı hizmetlinin, bahçe sahibine karşı mevsimlik işçinin, proje müdürüne karşı kaynakçının, kalıpçının, duvar ustasının, yerine göre vasıfsız işçinin hakkını savunduğu gibi, ezilenin tahakküm edene haksızlığını da cesaretle dile getirenlerden… Haklılığı ve hakkı esas alan bir  “esas” duruşu var. Bilindik anlamıyla esas duruşun yabancısı…

 

Yakın dönem Bursa Basın Tarihi’nin renkli simalarından demek eksiklik olur; çoğul eki fazla; kendisi gibi birisi yok çünkü…

 

Sadece saçlarıyla değil, sadece heybetiyle, haşmetiyle, tanıyana güven veren adamlığıyla değil, yazdıkları da bir  bilindik gazeteci milletinin dile getirmediği şeyler; yazılarının da sünnete uygun bir tarafı var.

 

Öfkesi ödünç…  Mutlaka asabi olması durumlarda kullanıp tekrar geldiği yere göndermesini biliyor.

 

Bir de,  belki nasiple, basiretini bağından kurtarmasıyla açıklanabilecek çıkarımları var yaşadığımız hayata sürdürdüğümüz tartışmalara dair… Çoğu teoloji profesörünü cebinden çıkaracak bilgi birikimine, terkip ve tahlil yeteneğine sahip oluşu, dikkatli ve uzun soluklu bir okuma eyleminin sonucu…

 

Akılcı yanılgının aklımıza ve aşkımıza maliyetini en iyi analiz edenlerden…

 

Bir “ahlak isyanı” çıkarma teşebbüsü de bu yüzden olsa gerek…

 

Nihat Nasır bu, kardeşimiz…

 

Gerçek Hayat mecmuasında yazılar yazdı.

 

Bursa Basınında yazar ve yönetici olarak çalıştı.

 

İslam ittihadına önce parmaklarını secdede yan yana getirerek başlayanlardan…

 

Yüzü  Peygamber huzurunda dört halifenin aynı anda bir sohbeti dinlerken yüz ifadelerinin karışımından oluşmuş bir yüz…

 

Aynaya baktığında salavat getirmesi ondan…

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator