O PERONDA BİR YOLCU

Hayat bir film… Hayat bir tren… Hayat bir sanat… Hayat bir hayat… Hayat adımlanan sokaklar, adımlanan saklı sokaklar, gönül sokakları;  küçük diye tanımlanan sıradan diye tanımlanan insanların herkes gibi yaşadıkları herkes gibilikten ince dikişlerle ayrılan, başlıklarla, paragraflarla, bazen küçük, yüklemsiz bir cümleyle ayrılan bir yazı…  Hayat bir öykü; roman değil… En azından yazarımızda öyle…

 

Kendisi öykü; onlarca küçük öyküden oluşan…

 

Hani bir meydan dolusu insan arasında seçilmesiyle, ışıltısıyla, kederi ve elemi umuda tebdil eden, dilenciyse gördüğünde merhameti fark ettiği, çocuksa gördüğünde oyunu hatırladığı, hiçbir insanın kapalı, muğlak, gri bir şey bulamayacağı derecede aydınlık alnı bir öykü…

 

Bakın bir yazar geliyor dedirtecek farklılıkta, insanlar, eşyalar, binalar arasından sıkça uğradığı mekanlara ve en sık uğradığı mekan evine giderken, görünmez ayaklarla hep asıl eve, gönlüne yürüyüşü bir öykü…

 

Askısız ve maskesiz bir tebessüm denizi olan yüzü bir öykü…

 

Sözcüklerin kendi öyküsünü hatırladığı, hak ve hakikati gözettiği, birbiriyle hayat bağı ile bağlanarak sebep sonuç ilişkisiyle tanımlanmayacak bir hâle dönüştüğü, incinmek ve incitmekten Allah’a sığınarak duamsı bir elbiseyle hayata karıştığı konuşması bir öykü…

 

Öyküleştirdiği yaralar elbette öykü, öyküleştirmeye gönlü ve dili varmadığı, yazmaya niyetlendiğinde parmaklarının bile gözleri nemlendiği, boğazı tıkandığı saklı yaraları ve sızıları bir öykü…

 

Eşyaya ve evrene, eski bilgelerin kıssa gözüyle bakmasına benzer bir duyarlıkla öykü gözüyle bakması ayrı bir öykü…

 

Türk Öykücülüğüne merakı, okuması, irdelemesi, tahsil, tahlil ve terkip etmesi bir öykü…

 

İnsana sınırsız ve kusursuz güven veren, hesapsız samimiyeti ve nezaketi bir öykü…

 

Hayatındaki ve öykülerindeki her kahramana yüzünün aydınlığından bir yaşanmışlık ve sağaltım bağışlayan, bunu bile isteye değil, kendiliğinden, sıradan bir şeymiş gibi yapan bakışı ayrıca bir öykü…

 

Akıp giden hayat içerisinde, kalbe işleyene, kalıcı olana, oyunu anlamlı kılana dikkati bir öykü…

 

Necip Tosun bu, öykücümüz…

 

İlk öyküsü “Yangın”dan bu yana dil ve yürek yangınlarından onlarca öykü çıkardı.

 

Her öyküsünde önce kendisi var.

 

Sinema yazıları kitaplaştı.  Mesut Uçakan’la kimsenin konuşmadığı kadar konuştu.

 

Modern Öykü Kuramı’nın müellifi…

 

Öykünün içinden ve etrafından beslenen yazılar yazdı, hayata dokunan, hayatın dokuduğu yazılar.

 

Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören’in öykücülükleri üzerine her biri doktora tezi değerinde kitaplar hazırladı.

 

Küller ve Uçurumlar; küllerimiz ve uçurumlarımız…

 

Otuz Üçüncü Peron; orda bir öykü treni kalkıyor hayata…

 

Çalışkan ve titiz…

 

Her şeyiyle…

 

Bütün yapıp ettikleri yüzünün yazısını sökme eyleminden ibaret…

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator