HER ŞARKI GÖKYÜZÜNDE

Baskın, ayıklayan, her haliyle berrak bir zihinden doğduğunu belli eden bir sesin sahibi… Konuşurken yüzü ve bakışları da kelimelere sirayet ediyor. Yahut kendi susuyor da, yüzü konuşuyor gibi bir bütünlük hakim konuşmasına… Konuşmasa bile mütemadiyen konuşan bir gülümsemesi var. Ciddi bir gülümseme… İlk defa karşılaşanlarda resmiyet ve saygı intibaı uyandırması da bundan…

 

Bir ağır film izliyormuş gibi dolaşıyor hayatın içinde… İnsana, eşyaya ve evrene bir sinema seyreder gibi bakıyor. Kendisi de filmin içinde… O ayrıntıların, kıyıda köşede kalmış, ortaya çıktığında görünenden daha belirleyici olacak şeylerin farkında olması biraz da filmi hem içerden hem dışarıdan izlemesinden.

 

Bir de, bulunduğu yerde sanki bin yıldır bulunuyormuş gibi bir sakinlik hali var. Mukim olmayı, oturduğu yere yerleşmeyi, oyunun eğlenceli kısmı sayıyor olmalı… Çelişki gibi görünse de değil; uyum sorunu yok… Sıkılsa bile sıkıldığını belli etmeyecek kadar hünerli bir sakinlik yüzüne ve ruhunun yüzüne aynı terziden elbiseler diktiriyor.

 

Dinlediği müziklerde, izlediği filmlerde, okuduğu kitaplarda, giyim kuşamında, uğradığı mekanlarda, çay içişinde, çorba içişinde dikkatli bakınca insanı rahatsız eden bir seçicilik var.  Bu da uyumlu haliyle çelişki…

 

Dünya üzülmekten kırılsa üzülmekten, dünya gülmekten kırılsa gülmekten, dünya sıtmadan kırılsa sıtmadan kırılmayacak bir farklılık var mizacında… Bu da filmi dışarıdan izlemesinden kaynaklanıyor.

 

Futbol oynarken iyi oynasa bile kramponun çamur olmasını engelleyen bir titizliği var. Taşlı sopalı eyleme katılsa  polis dayağı yemeyecek,   üstelik sıvışmadığı, kaçmadığı halde yemeyecek bir titizlik…

 

Bütün bunlar hayatın kıyısında kalma, akıp giden hayata karışmama, ne bileyim kendini farklı, özgün, yüksekte görme, dışarıda durma gibi durumlardan kaynaklanmıyor; bu da bir çelişki… Bunca çelişkiye rağmen alabildiğine uyumlu olması da ruhunun bir azizliği olsa gerek…

 

Bir de, Türkiye’de değil de dünyanın neresinde olursa olsun seçiciliğinden ve uyumundan bir şey kaybetmeyecek hissi uyandırıyor.

 

Gönül sahibi… Eski ve yeni ahbaplarının, eski ve yeni kentlerinin, eski ve yeni okuduğu kitapların, gördüğü rüyaların hatırını gözeten bir gönüllülük bu…

 

Eşkali  gölgesiz. Esmerliğin de ayrıca bir gönül sahipliği var.

 

Ne kadar Üsküdarlı ise o kadar Ankaralı…

 

Murat Zelan bu, kardeşimiz…

 

Mostar Mecmuasında, Yeni Şafak’ta, Gerçek Hayat mecmuasında atların hayatı koştuğu yazılar yazdı.

 

Konuşma metinlerini saymıyoruz, viran olası hanede…

 

Ona göre “Amerika Diye Bir Yer Yok”…

 

Üzerinde yaşadığı toprağın bedeninin ve ruhunun mayasındaki toprak olduğunu iyi biliyor. Sağlam basıyor yürürken…

 

Duru bir yüzü var. Kurumaz, kurulmaz ve kurutulmaz…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator