KAÇAK YOLCU

 

Her yerde, başı ve kaşı hafif öne eğik… Mütebessim… En dayanılmaz acılara tanıklıkta yahut başkalarının en sevinçli gördüğü olayların kenarında kıyısında da mütebessim… Tebessümü bir kalkan değil… Eğik başı da, gelen taşların, gelen milyonlarca insan kalabalığının, insan rüyasının, insan gündelik hayatının siperliği değil… Olanın bitenin, gelenin geçenin hem saklayıp hem ifşa ettiği muhteşem döngünün seyrine hayranlık ve dalgınlık bakışları fırlatmak için belki…

 

Edebiyat, sosyoloji ve felsefe muallimi… Tahsili ve muallimliği o biçimsel çerçevenin çıtalarını aşıp, evrenin çerçevesine, eşyanın gizine ve taşıdığı hayata dokunurken de mütebessim ve eğik başlı… Tarifi zor bir teslimiyet bu… Bazılarının “halk” diye küçümsediği hayatı inişli çıkışlı yaşayan insanların dünyadaki varlıklarından, varlık nedenlerinden, varlık sonuçlarından, bir ezgiye, bir dizeye, bir küçük sözcük kümesine sığan derin dünyalara da aşina…

 

Allah’ın görünmez hayret ırmaklarında çıldırmamak için yıkanıp, rüyalarını yıkayıp, dilinin boğumlarında biriken sözcükleri yıkayıp güne arınmış olarak başlayanlardan… Ondan ki biraz da Behlül gibi bakıyor olana bitene…

 

Şair olmasaydı diye bir cümle kurulamaz hakkında; şair… Dahası harflere, kelimelere, cümlelere kondurup uçuramadığı, uçurup konduramadığı ince hayallerin atlanıp kanatlanmasının, oyuna ve ayine katılmasının şiirini söyleyemediğinden acizliği de şiire dâhil… Gönlündeki bahçelerin rengârenk ateş çiçekleri çıkarmasından olacak, sözü üfleyerek soğutarak,  toprak kaplarda bekleterek şiirleştiriyor. Kalemi ve kâğıdı yakmasın diye…

 

Bir kuşağı yok… Ait olduğu bir kuşak da… Başkalarının tanımlamaları tasnife yönelik… Kendi olarak var… Geçmişin, bugünün ve yarının şiirini söylüyor, insana dair olanı, yerel olsa bile evrensel bir don biçiyor kelimelere, evrensel bir yön… Kelimeler taşırken ve taşarken Âdem babamızdan bu yana, kıssaları, efsaneleri, türküleri, hayreti ve hikmeti de yedeklerinde taşıyorlar; sihirli bir kervan olarak…

 

Her şiirinde yeni bir kelimeyi katıyor o kervana… O yolculuktan döndüğünde dilin kelimesi kendi kelimesi oluyor.

 

Hüseyin Atlansoy bu, şairimiz…

 

Halk içinde kendisi kalanlardan ve kendisi olanlardan…

 

Biricikliğine kibir ve büyüklenme şapkası giydirdiği görülmemiştir.

 

Adının yakısından ve yankısından olacak her gün el ayak gelince “Kerbela rabıtası” ayinine katılır.

 

İntihar İlacı,

 

Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi,

 

Şehir Konuşmaları,

 

İlk Sözler,

 

Kaçak Yolcu,

 

Karşılama Töreni,

 

Yarın Bekleyebilir, “burçtaki” nöbetinden notlar.

 

Hayatın bir nöbet olduğunun en az bir oyun olduğu kadar farkında…

 

Yüzü her daim huzurda… Eğikliği ondan… Göz göze gelince yanacağını biliyor. Edebin gereğini de…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator