GÜLEÇ VE DALGIN

Yenişehir tren istasyonunda, banka oturmuş, son treni bekleyen bir adam… Yüzünün gözeneklerini karanlık kapatamıyor. Bıyıkları, o sigara sarısı, kader sarısı, ayrılık sarısı, aşk sarısı bıyıkları da bekliyor treni… En son biniyor trene; itiş kakış, koşturmaca bittikten sonra, tren hareket ederken, son anda atlıyor, sağa bakıyor, sola bakıyor, oturacak yer yok, kapının kenarları da tutulmuş, eli yukarıdaki tutamağa da yetişmiyor, o arada, yanındaki genç şairin koluna girmesiyle kendisine yolculuk boyunca güvenli bir arkadaş bulmanın sevinciyle güleç yüzü daha da aydınlanıyor; yüzündeki gözenekler de memnun bu durumdan…

Yolculuğu bir çocuk yolculuğu gibi neşeli… Meraklı değil sadece; çok yaşamış, çok görmüş, çok bilmiş, çok düşünmüş olanların bir müddet sonra vardıkları dinginliğe ulaşmış bir hali var. Kısa bir şiir dizesi ellenmiş ayaklanmış, salçanmış bıyıklanmış da yanınızda sizinle birlikte yeniden kendisini yazarcasına duruyor gibi bir şey…

Abi dünyan çok güzel: Al senin olsun!

Abi ceketin çok yakışmış: Al senin olsun!

Abi gözbebeklerin ne kadar neşeli ve derin: Al senin olsun.

Abi ne muhteşem dalgınlığın var: Al senin olsun!

Abi ne anlamlı bakıyorsun hayata, bakışın: Al senin olsun!

Dün kaygısı ve gelecek kaygısı olmadan, dünya bir gündür, o da bu gündür anlayışınca alabildiğine paylaşımcı…

Para denilen meret bir dosta yemek ısmarlanırsa, yarasına merhem olursa, dilenciye, büfeciye, yoksula verilirse bir işe yarar. Cüzdanı yok.

Öyle bir iyilik, öyle bir iyimserlik zırhı kuşanmış olacak ki gönlü, kıskançlık, haset, garez, ön niyet, art niyet, kibir, kin, nefret, bu ve buna benzer sözcükler semtine uğramıyor gönlünün…

Anlamlı ve uyumlu bir mırıldanma halinde yaşıyor günü… Serçeleri ürkütmeyen, çiçekleri tedirgin etmeyen, çocukları uyandırmayan, muhatabına bir gökkuşağı tazeliği aşılayan harfleri, kelimeleri, cümleleri var.

Dalgınlığında yolunu şaşırmamak için, bilmediği sokaklara sapmamak için harflerine, kelimelerine cümlelerine tutunuyor biraz.

İçinde uçsuz bucaksız çocuk acıları, çocuk çığlıkları, çocuk gülümsemeleri, çocuk çırpınışları, çocuk rüyaları; o kadar uçsuz bucaksız ki, yirmi dört saatini kameraya kaydetseniz, Tanrım, ne muhteşem bir çocuk bu adam diye küçük dilinizi yutarsınız.

Yenişehir tren istasyonunda, gelen trene nedense binmiyor, son treni bekliyor, sigarasının dumanından peş peşe geçen trenlerde de çocuklar var, bütün vagonlarda, pencerelerde, kapılara dışarıdan tutunmuş yaramaz çocuklar…

Bedenin giysisi nasıl tebessümdense, ruhunun giysisi uzun bir içlenişten…

Alaeddin Özdenören bu, şairimiz.

Ömrü boyunca ölümünü cebinde taşıdı.

Azrail Efendimizle güneşten donanmayla karşı çıkanlardan…

Felsefe muallimi…

Batıyı en iyi bilenlerimizden.

Doğunun kumral güvercini…

Yüzü bir rintlik bildirisi…

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator