YAZ AKŞAMI SESSİZ

 

Yazı kadını… Çukurova kıyılarında doğup büyümesinden değil elbette, belki onun da etkisi vardır öykülerindeki insan mahşerinde, o mahşerden çıkıp kahraman olmayı, karakter olmayı hak eden  bileşke kahramanlarda ancak diyeceğimiz o değil… Yazıdaki kadın kadındaki yazı denklemini kurdurabilecek bir annelik, bir ablalık, bir eşlik, yerine göre kendi yalnızlığına gömülmüş kız çocukluğundan nineliğe ninenlikten kız çocukluğuna yolculuk yapan kadınsı durumlarda var.

 

Öykülerinde, romanında da öyle, hayat “hay”dan ve  “huydan”… Hayhuy deyip geçemeyeceğimiz bir sahiciliği yazıyor o… Dikkatli bakınca ağlayanların ve dikkatli bakınca anlayanların okuması için gönderilen çok katmanlı mektuplar… “Tanımsız” olması da ondan biraz…

 

Her gülümsenin, her gözyaşının; her kederli ve neşeli eylemin  bir ayrı sevinci, imayı, yerine göre ifşayı ve imhayı barındırdığına tanıklığı var çünkü…

 

Oyunun iyi oynanmasının dünya ile uyumdan geçtiğini bilir.

 

İlk ağlaması 60 ihtilalına sayılsa yeridir; ilk gençlik ağlamalarından kayıp çocuklara, kayıp giden çocuklara, kaybolan çocukluklara, kayıplarına ağlayan kadınlara dair binlerce harita çıkar.

 

Kaleminin anaçlığı yanında toplumbilimci bir çok bilmişliği de vardır. Bu çok bilmiş ukalalık değil sahiden çok bilmişliktir.

 

Yükseklik fobisi sesle sınırlıdır. Konuşmasında harfler sükuta kaçmak için fırsat kollar.

 

 “Allah’ım hayretini artır” duasına eşlik edenlerdendir. Ondaki hayret sıradan bir konuşmada bile saklı ve farklı incelikler görebilecek bir “basiret” gözüne sahiptir.

 

Dünyanın, insanların, kentlerin, uzak yakın ülkelerin, sokakların, kapıların halleriyle hemhal olurken de kendi halinde olmayı başarabilenlerdir.

 

Her çocuk yangınını yürek yangına dönüştür; yüreğindeki köz vadilerinde çıplak ayakla çokça dolaştığından ayaklarının ucuna bakar. Başkasının ayağına bakmaz.

 

Sufi meşreptir; sigarasının dumanı bile dönerek ve eğik boyunla gökyüzüne yükselir.

 

Tanımsız ve Sahurla Gelen Erkekler, kadın hikayecilerimizin eserleri arasında ayrı bir yerde durur.

 

Halkların ezgisine olduğu kadar “Halkaların Ezgisi”ne de aşinadır.

.

Halime Toros bu, hikayecimiz…

 

Gezi yazıları kitaplaştı. Belgesel metinleri/belgesel metinler yazdı.

 

Çok Ankaralı…

 

Yüzün Akdeniz Uygarlıklarının bütün değerlerinden yapılan bir ayna…

 

İnsan olduğumuzu hatırlatıyor hepimize…

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator