LEKELİ

 

Üst üste leke katmanlarından oluşan bir yüz; bir yürek…

 

Varlığı dünyaya gelmiş olmaktan kaynaklanan bir leke; herkes gibi…

 

Varlığının giysisi bir leke; kendine özgü… O giyside, o yüzde, hem ten de “yüz” değil midir, evet o yüzde birbirini grileştiren, koyulaştıran, açan, görünür kılan bilip bilmediğimiz milyonlarca leke… Birbirini silen, birbirini okunur kılan, okunmaz kılan, saklayan, gizleyen, birbirini şerh eden, açan lekeler…

 

Çok okumuşluk lekesi, çokbilmişlik lekesi, çok konuşma lekesi, çok okurken okuduğunun ne kadar az olduğunu fark etme lekesi, bazen hiçbir şey bilmediğinin bir yıldırım gibi bütün bildiklerini yakma lekesi, konuşurken besleme, öğretme, öğrenme, iğneleme, zehirleme, sağaltma lekeleri…

 

Çocukluğundan taşıdığı, rüyalarından taşıdığı, başkalarının çocukluğundan ve başkalarının rüyalarından taşıdığı lekeler…

 

Kalem kavgası lekeleri, düşünce kavgası, edebiyat kavgası lekeleri, yaralamalar, başkalarının yaralaması gibi yaralama isteği lekeleri, başkalarının yaralarından daha ağır açtığı yaraların lekeleri…

 

Mürekkep lekeleri, en has, en çok leke bırakan mürekkepten daha etkili mürekkep lekeleri…

 

Öykünmekten, öykülemekten, öyküleştirmekten sıçrayan lekeler…

 

Başkalarının öykülerine odaklanırken alnında, zihninin ve kalbinin anlında, gözbebeklerinde yoğunlaşmaktan oluşan, bir nevi yazar sivilcesini andıran lekeler…

 

Yaptığı işi yerine göre önemsiz görmekten kaynaklanan buruk lekeler…

 

Yaptığı işi önemli görmekten kaynaklanan, biraz kibirle biraz hırsla karışık lekeler…

 

Şöhretin o göz kamaştıran kelebeklerinin uçarken bıraktığı lekeler…

 

Maişet kaygısıyla yazma uğraşını barıştırırken, üçüncü bir el olarak kendi elinin her iki ele bir araya getirmek için sarf ettiği gayretin yüzündeki çizgileri derinleştirmesinden kaynaklanan lekeler…

 

Binlerce, on binlerce, yüz binlerce kitabı karıştırırken, farkında olmadan o kitapların kapağından, cildinden, sayfasından, minyatüründen, gravüründen, fotoğrafından, harfinden cümlesinden, dipnotundan epigrafinden sızarak diğer lekeler arasına karışan, kaybolan, günü geldiğinde açığa çıkan lekeler…

 

Öykü kişilerini, hikâye kahramanlarını dost, arkadaş, kaderdaş edinirken, o kişilerin, o kahramanların benzerlerinin sokaktaki insanlar arasında görünmesiyle, kurguyla yaşanmışlığın çarpışmasından sıçrayan başka lekeler… O yazı kişilerinin sessiz sedasız yazgı kişilerine dönüşmesinin hayret uyandıran lekeleri…

 

Yeryüzündeki acıların, kıyımların, hak ihlallerinin, mazlum sayısınca yüzüne yansıyan her biri acı çekenin, gadre uğrayanın halini yansıtan ve insan acıdan ibaret dedirtecek başka lekeler…

 

Bu ve buna benzer lekelerin kişilik verdiği bir adam…

 

Ömer Lekesiz…

 

Bozoklu…

 

Deneme, inceleme, eleştiri ve derleme kitapları var.

 

Yeni Türk Edebiyatında öykü konusunda hayli mesai sarf etti.

 

Birkaç dergin ebeliğini yaptı, pek çok dergide yazdı.

 

Köşe yazarlığı ve sahaflık yapıyor.

 

Bunlar da lekeye dâhil…

 

Yüzü sadece ölüm ve Allah karşısında lekesiz…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator