ÖRSTE İKİ KELİME

 

Irmak denize akar, döner dolaşır, yatağına doğru akar, tekrar denize akar, çevrim tamamlanmaz; çevrim devinimin ta kendisi olur. Nereye gitse, nereye doğru yürüse, başı o kısa boyundan onlarca kat yükseklikte yürüyor gibi bir vakarı; ayakları yerin on kat altında yürüyormuş gibi bir ağırlığı vardır.  Çantası da kendisiyle birlikte, sanki elinde değil, sanki omuzunda değil de yanındaymış gibi aynı vakarla ve ağırlıkla yürür. İçinde geçmiş etütleri, gelecek tasarımları dille bağlanır birbirine…

 

Dünyaya da en çok diliyle bağlıdır.

 

Dil burcu… Sadece yazdığı gazetedeki köşesinin adı değildir bu burç, sadece çıkıp seyredilecek, yurt savunması yapılacak bir bina müştemilatı, bir kale uzvu, yahut göklerdeki burçlardan biri değildir. “Cansız”ların canlılığından daha farklı, canlıların canlılığından daha farklı daha özgün bir canı vardır burcunun da… Kendi burcunu tamam, bitti, inşa ettim diye oracıkta öylece bırakmamıştır.

 

Bir ağaç gibi, dalları uzayan, meyveye duran, gittikçe göğe yükselen, kışın da yaprağını çiçeğini dökmeyen yapıda, bir yapıyla inşa etmeye devam etmektedir.

 

Gülümsemesi yetmiş iki milletin gülümsemesinin karıştırılmış süzülmüş halidir. Gülümserken de bile kendi gülümsemesini tashih eder yerine göre… Gülümsemesindeki anlatım bozukluklarını, özne yüklem uyuşmazlıklarını ayıklar.

 

Gavurca bilir. Gavurca konuşur yazar. Yazıp konuştuğu gavurcadan dimağına ve dilinin giysilerine gram gavurluk bulaştırmamıştır.

 

Dünyaya Konya’dan baktığı yıllarda bile dünyaya dünyadan bakabilme basiretine sahiptir. Gönlünün gözleri kısıkken bile 360 derece görebilme yeteneğine sahiptir.

 

İyi izler. İyiyi izler. İyi izlerin izlemekte izini belli etmeyecek kadar usta bir izleyicidir.

 

Yazgısı yaralıdır. Ondan yazıları da yaralıdır. Dil yarasının yazı yarasından pek de farklı olmadığına hayatı tanıktır.

 

Halep’in de arşının da yerini iyi bilir. Halep çarşısında salep olmasa da nargile içmişliği, nargilenin dumanıyla birlikte  bütün bir uygarlığımızın rüyasını ciğerinin en saklı gözeneklerine kadar çekmişliği vardır.

 

İnsan halinin hekimi Ahmet Haşim’in doktorudur.

 

Bir zamanlar kalemi kendisini Hazreti İbrahim’in parmaklarından kurtarınca Yavuz Selim’in, af edersiniz Selim Yavuz’un parmaklarında bulduğu da olmuştur.

 

İbrahim Demirci bu, ağabeyimiz.

 

Yıllarca edebiyat muallimliği yaptı.  Talim Terbiye kurulu üyeliğinde bulundu.

 

Bir gazetenin kültür sanat sayfasında “dil yazıları” yazdı.

 

Şair. Denemeci. Oyun yazarı. Çevirmen. Okur.

 

Nizar Kabbani ve Adonis’in şiirlerini Türkçeye en iyi çevirenlerden.

 

Dil burcundan ay burcuna geçişi yurt değiştirmesi değil, şair mizacından dolayı.

 

Adını ağzına alınca üç peygambere birden salavat getirenlerden.

 

Yüzü şiir yanığı; ateşte yanmaz. Yüzünü adaşından almıştır.

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator