ÇOK SESLİ BİR HAYAT

 

Sizinle konuşurken kafasının ve kalbinin içinde berrak, dibi görünen, dibi göründüğü için derinliğini belli etmeyen bir ırmak çağrışımı…

 

Size gülümserken kafasının ve kalbinin içinde bir güneş, o kadar yakın, hemen yanı başınızda ancak sizi yakmayan, mevsim hangisi olursa olsun üşüyen kemiklerinizi, ruhunuzun üşüyen kemiklerini ısıtan bir güneş çağrışımı…

 

Sizinle yürürken, yanı başınızda iki dünya birden yürüyormuşcasına insanı yürüdükçe yaşlandıran, zenginlik anlamında yürüdükçe bir ayağı olduğunun farkına vardıran bilinçli bir uzun yol arkadaşı çağrışımı…

 

Sizinle şehrin bir yer altı mescidinde, bir mekanın üç beş seccadeli herhangi bir mescidinde, bir camide aynı safta namaza dururken,  sonsuz bir adanmışlık, bu adanmışlığın dünyayı dışarıda bırakan yalıtılmış çağrışımı…

 

Sizinle bir kitabın sayfalarında dolaşırken, acele etmeyen, harflerin, sözcüklerin, cümlelerin, paragrafların, parantez içlerinin, vurguların, dipnotların, izah ve imanın yerli yerince hakkını veren, bunların sakladığı başka harflere, başka sözcüklere, başka cümlelere köprüler kuran kapılara açan, okumaktan bir sanat eseri inşa eder gibi okuma eylemine özel bir anlam yükleyen bir kitapkurdu çağrışımı….

 

Sizinle bir edebiyat dergisinde, bir fanzinde, bir söyleşinin bir paragrafında zikredilen bir görüş, ne bileyim çıkan bir öykü, söylenen bir şiiri paylaşırken, o yaşında akıp giden edebiyatta neyin çer çöp, neyin kalıcı olduğunu ayırt eden bir basiretli göz çağrışımı…

 

Sizinle göz göze geldiğinde, yüzünün bütün anlamını gözbebeklerine biriktirerek istihza etmeden, istila etmeden, işgal etmeden, bakışıyla kalbinizin gözlerini de kuşatma çağrışımı…

 

Sizinle bir sofrada yemek yerken Allah’ın nimetlerine, ekmeğe ve emeğe, buradan ilk buğdaya, ilk alın terine, ilk damak tadına açılan sessiz bir şükür zinciri çağrımı…

 

Sizinle şehrin sokaklarını dolaşırken, toplumun her katmanından insanların, dilencisinin, falcısının, düşkününün, tutunamayanının, yoksulunun, yaralısının, kindarının, suça meyilli sevdaya meyilli intihara meyilli yaşatmaya meyilli insanlarının, hülasa bütün sorunlu ve sorunsuz yüzlerinin aniden öykü kahramanına dönüşmesi, gelip yazarın cebindeki deftere kendisini kaydettirmesi çağrışımı…

 

Sizinle aynı bakıştayken, sıradan gördüğünüz bir eşyada bir eylemde bir hâlde saklı inceliği ve sebepler zincirini fark edip gözlerinin parlaması çağrışımı…

 

Yazı odasına çekildiğinde, öykülerinde arasına mesafe koyduğu, sevmediği,  kahramanlarıyla ıssız meyhanelerde, çay ocaklarında, az ücrete çalışılan işyerlerinin dinlenme yerlerinde, kentlerin az bilinen suç mahallerinde yine o kahramanlarla tavla oynayan, dert dinleyen, ara da bir akıl defterine küçük notlar çiziktiren bir yazar çağrışımı…

 

Heyula bir masada, devlette çalıştığı günlerin fotoğrafı  o masanın arkasında, kitap kuleleri arasında kaybolmuş, mütebessim bir bürokrat çağrışımı…

Evinde, hanımefendinin yaptığı o güzelim ev yemeklerini, tatlıları misafirlerine ikram ettiği sofrasında, bir delikanlı edasıyla ve hüneriyle konuklarına bizzat kendi hizmet etmek için can atan, çay servisini kendisi yapan, o haliyle Maraşlılığını ev hayatında muhafaza eden bir Anadolu insanı çağrışımı…

 

Evindeki yazı makinesinin başında, Müslüman’ca düşünme üzerine denemeler kaleme alırken, bütün bir İslam Dünyasının düşünsel birikimini ekleriyle ve kökleriyle İstanbul üzerinden okuyan, kirlenmemiş bir İstanbul üzerinden okuyan bir düşünce adamı çağrışımı…

 

Rasim Özdenören bu, büyüğümüz…

 

Deneme ve öyküleri bir kuşağın başucu kitapları oldu.

 

Hâlâ öykü peşinde…

 

Gül yetiştiren adamlarla ruh akrabalığı var.

 

Çarpılmışların çarpılma anlarına tanık olmuşluğu…

 

Tanıklığını sürdürüyor.

 

Yüzü hem “rasim” hem resim… Özüyle boyalı…

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator