BEYAZ BİR AT GÖNLÜNÜN YELESİ VE KUYRUĞU

 

Kışlada bahar görme özlemi içinde… Yeşeren otlarda, açan çiçeklerden, tomurcuklardan, rüzgârın ağır aheste ısınmasından biraz neşelense de kederli bir kuşatılmışlığı var… Kışlada çünkü… Nereye gitse kışlada… Edebiyatın kışlasında… Nereye gitse etrafı kışlalaştıran, sokağı caddeyi, kapıyı pencereyi kışlalaştıran, yaşadığı mahalleyi, sokağını, şehrini, ülkesini o kadar haki olmasa da tanımlayan bir karamsarlığı var.  Ara renklerde pek uğraşmıyor. Haki dediğimize bakmayın, çokça siyah beyaz…

 

Çocukluğunun, ilk gençliğinin, ilk olgunluk dönemlerinin dizleri yara bere içinde… Avuçları da…  Yaraları çokça hakiki, biraz hayal ürünü,  biraz kötümserlikten çekilen dikenli tellerle boğuşmaktan… Kendiyle de boğuşmaktan… Kendinin de dikenli telleri var.

 

Bağlanınca tam bağlananlardan, kopunca tam kopanlardan… Bazen bu, gülüp geçilecek küçümen olaylarda, konularda da nüksediyor. Daha çok kavgaya ayarlı bir saati var. O saatin durduğu yahut geç kaldığı vakitlerde alabildiğine iyimser, muntazam çalıştığı zamanlarda “dünya öç almak için ey kalbim” der gibi dönüyor yelkovan…

 

Konuşurken harfler de keskinleşiyor. Hatta duraksamalar, “e”ler, “ı”lar da… Susması ve gülümsemesi saf bir çocuğun gülümsemesi…

 

Harflere atış talimi yaptırıyor; cümlelere, paragraflara… Cephaneliği kitaplığı… Karavana attığı da oluyor, hedef yerine plastik paravan kullandığı da…

 

İyimserliğinde, kötümserliğinde, öfkesinde samimi… Bu samimiyet de besliyor biraz çocukluğunu… Yahut samimiyeti çocukluğunu besliyor.

 

Yazmak onun için bir nevi var olma uğraşı… Onca değiniden, denemeden, şiir eskizlerinden, fıkradan yonttuğu o zenci portresi de çocuksu…  Her ne kadar oyunda mızıkçılık yaptığı olsa da…

 

Trenlere ayrı bir muhabbeti var. Çocukluğundan…

 

Babasının gözlerini gözlerinin akında ve aynasında taşıyanlardan… Hâlâ babasının gözü üzerinde…

 

Cevat Akkanat bu…

 

Edebiyat muallimi…

 

Onlarca dergide ve gazetede yazdı, yazıyor.

 

Şiir ve deneme kitapları var.

 

Bir zamanlar “Lika” adında bir fanzin çıkardı.

 

İkinci Yeni’nin yenisinden çok ikincisiyle ilgilendi.

 

Salah Birsel’i hakşinas bulanlardan; sebebi var.

 

Dünyanın bütün babasızlarının teessüründen ikinci bir yüz taşıyor yüzünde…

 

Yüzü ondan fotoğrafta esmere çalar.

 

Böyle biliriz.

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator