YOL GÜNLÜKÇÜSÜ

 

Yazdıkça suskunluğunun dili açılıyor; derinleşiyor, kendileşiyor, evrenin yaprak kımıldamayan uyumuna eşlik ediyor. 

 

Dilinde, suskunluğunun dilinde mütemadiyen çatlayan tohumlar var. O çatlayan tohumlarla, tohum veren çiçekleri, son ham meyvesini de olgunlaştıran ağaçları yan yana tutuyor kelimeden  konağında.

 

Sanki insana adlandırma verilmeden, kelime yaratılmadan önceki tazelikle suskunluk da o konağın konuğu…

 

Rüyasında kendisini hayretten dili tutulmuş görünce, kekeme halini seyredince irkilip o seyrettiği iki kişiyi, kendisini ve rüyasındaki kendisini, üçüncü bir kendi olarak sokağın, tarihin yakın tarihin sokaklarında dolaştırıp üçüzlüğünden bir tevhide ulaşıyor.

 

Yazı  bütün giydirilmiş tanımlardan soyunarak bir birleme eylemine dönüşüyor öykülerinde…

 

Cümlelerinin, anlatım bozukluğu ile mamul cümlelerinin bile, bir köke, bir kıssaya, bir tarihe, tarihlenmeyen, tarih sayılmayan başka bir tarihe açılması  sanki modern bir öykücü değil de, o zamanlarda dolaşmış, o zamanları yaşamış birisinin konuşması gibi…

 

Ya da şöyle: Kahramanları bir tekkenin farklı mizaçta, huyu suyu bir birine benzemeyen, ancak aynı sofradan yiyen, aynı çorbaya kaşık sallayan,  aynı safta olsalar da, vaktin belirlenmiş saatlerinde aynı dünyanın merkezine yönelen, birbirleriyle çelişmelerinin çelişme, çatışmalarının çatışma sayılmayacağı, finalde, şeyh efendinin huzurunda toplanan ve öykü bittikten sonra dağılan, ne kadar dağılsalar bile “nazar”dan ve “bahçe”den uzaklaşmayan kişiler…

 

Kendisini aynı anda bütün öykü kahramanlarının yerine koyup yine aynı anda tek olduğunu, biricik olduğunu kahramanlarının yüzüne söyleyerek “kesrette vahdet” oyununun en özgün sahnelerini yazıyor; sükutuyla yazıyor.

 

Yazdıkça sakalları kırçıllaşıyor. Yazdıkça sarışınlığı, kumrallığı artıyor.

 

Cemal Şakar bu, öykücümüz.

 

Pek çok dergide yazdı…

 

Bir zamanlar arkadaşlarıyla birlikte “Kayıtlar” mecmuasını çıkardı.

 

Kayıtlı ve kaygılı…

 

Alnı  kıyamda gökyüzüne secdede toprağa gülümseyen adam…

 

Kalbinin ırmaklara, gözbebeklerinin evrenin her haline, ruhunun yalımlarının yine ruhunda çıkan rüzgara, içindeki sızıların ırmaklara gülümsemesi de toprağa gülümsemeye dahil…

 

Gönenmiş bir gönlü var. Gönenli oluşu sadece kafa kağıdı kaydı.

 

Yürürken adımlarının acele edişi yalnızlığına yetişmek için…

 

Mürekkebin azizliğine inananlardan…

 

Öykü kitapları haricinde öyküye ve yazıya dair yazdıkları da dikkate değer…

 

Yüzü hayal perdesi… Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator