SESSİZ REDİF

 

Ruhunda binlerce kelime, yurdumun bütün figürlerini ustalıkla icra eder; o oyuna eşlik etmesi gülümseyerektir. En hüzünlülerine bile… 

 

Alnının saçlarıyla bitiştiği bölgelerdeki gülümsemesi  toprağın çocuklarının küçük kalp çarpıntılarından büyük heyecanlarına, kırılma zamanlarına, yeni doğum sancılarına, akşam ocak başında, kahvede bir ahşap iskemlede, yarı yıkık duvar önlerinde dile getirdikleri, ima ettikleri,  yerine sükuta kurban ettikleri acılarına adanmıştır.

 

Alnındaki yatay çizginin üstündeki gülümseme dağlara güneşin vurduğunda, ikindi üstü dağlara güneşin, irili ufaklı yurdumun bütün dağlarına güneşin veda mektuplarına, o mektuplarda  sadece bir şairin okuyabileceği geç kalmış acılara, o dağların eteklerinde, koyaklarında, gölgelerinde  Hızır’ın ve izinden gidenlerin ayaklarında açan çiçeklerin  açılma sevinçlerine ve dökülme acılarına adanmıştır.

 

Alnının yatay çizgisinin altındaki kaşlarıyla alın çizgisi arasındaki gülümseme ovalara sökün eden, geçim kaygısından ve Allah’a tevekkülden çadırlar kuran insanların, tutunma çabalarına, o insanlar arasındaki genç kızların yüreklerinin saç örgülerine mahrem bir hazla taktıkları ova çiçeklerine, başaklara; delikanlıların  yürekleriyle/yüreklerinde biledikleri aşk bıçağının kanatan sarhoşluğuna, annelerin üç beş eşya ile devam ettirdikleri o ilkel hayata, ihtiyarların tütün sarma ayinlerine, o ayine katılan öncesi birkaç kuşağın tütküsünü ve türküsünü de kağıda saran yaşanmışlıklarına adanmıştır.

 

İki kaşının arasındaki gülümseme Yusuf’un kuyudan çıkarkenki korkulu tebessümüyle onu kuyudan çıkaran kervancının şaşkın ve sevinçli tebessümüne, buradan kıssalarda, efsanelerde, kutsal kitaplardaki  geçmiş kavim hikayelerinde tebessüm uyandıran, o tebessümü ibretle mülemma kılan tarihin kuyularına, o kuyuların kapaklarına, taşlardaki ip izlerine, dahası o kuyulardan su çeken yolcuların geldikleri ve gidecekleri yolun kenarındaki yitik sikkelerin toprakla kaderdaşlığına adanmıştır.

 

Kaşlarının arasından burnuna doğru güneşli bir havada yağmur yağması gibi aşağı ağan gülümseme kibirden, kinden, kan davalarından arındırdığı, aşkın ve irfanın okutulduğu mekteplerde hem mektepten kaçan hem bütün derslerde birinci olan bir talebenin  o haylaz, o zeki, o hem uyumlu hem uyumsuz mizacına adanmıştır.

 

İki kardeş hilal gibi kaşlarından kulaklarına yayılan gülümseme göz altlarında derinleşen hayatın bütün hallerinin birbiriyle halleştiği konuştuğu, söyleştiği ve hep birlikte gülümsediği töreni korunaklı kılmaya adanmıştır.

 

Kirpiklerindeki gülümsemeden atlı ve mızraklı ordular çıkar. Atları da mızrakları da rüya görür; şakaklarından gözlerine doğru ucu birleşen kalem işi çizgilerdeki gülümseme o rüyaların tabirine adanmıştır.

 

Gözbebeklerindeki gülümseme ruhunun gülümsemesidir.  Ruhuyla rabıta halindedir; ruhu da Allah’la rabıta halindedir.

 

Burun ucuyla çene ucu, iki kulak memesi arasındaki bölgedeki gülümseme söylediği şiirlerle ima ettiği, bir türlü söylenmeyecek büyük fotoğrafta katmerleşen, katmanlaşan, yeni acılara, yeni bilgilere, yeni sezgilere açılan, o bilgilerin, sezgilerin her an tazelendiği ve henüz ad  koyamadığı yaşadıklarından çıkardığı öykünün kahramanlarına; o kahramanların insan sayısınca çoğalan benzersiz başka kahramanlarına ve onlara bıraktığı dizelere, bir selamda cümlesine ilettiğini sandığı esenliğe adanmıştır.

 

Cafer Turaç bu, şairimiz.

 

Kafa kağıdında Turan Korkmaz yazılı…

 

Sessiz Redifler kitabı döne yana okunulası…

 

Yağmur fotoğrafları çekmekte, o fotoğrafların arabını tabettiğinde yağmurun her seferinde başka türlü yağdığını görmekte mahir.

 

Yüzündeki yağmurdan ıslanmak şiirin tebessümü ve tavassutuyladır.

 

Böyle biliriz.

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator