YAKIN

 

Adana Fen Lisesi’ne yeni girmiş bir çocuk çantasında Nuri Pakdil kitapları gezdiriyor. Daha birinci sınıfta, o kitaplarla, başka kitaplarla birlikte öğretmenin mimiklerini, ses tonunu, heyecanın da gönlünün çantasında arkadaşlarına taşıyor yarı yıl tatilinde…  Hiçbir yaptırım olmadan, hiçbir karşılık olmadan  çocuğun yarıyıl tatilini yoğun bir okuma mesaisine dönüştüren sözü, anlatımı, o öğretmeni merak ettiğimde, ben de o çocukla aynı yaştaydım.

 

Bu ön kabulü unutun, gitsin…

 

Unutmadım da, unutur gibi yaparak, Çukurova’nın bu tek ve dik başlı, çok başaklı insanını yeniden tanıdım…

 

Uçsuz bucaksız bir güven, hatta bazen rahatsız edecek derecede bir güven sahibi… İtibarlı ve etkin bir ailenin çocuğu olmaktan kaynaklanmıyor sadece, mizacında  hemen o anda kuru çaya köprü kuruverecekmiş gibi, yahut sağ eliyle sağ tarafında ufukta beliren dağı yerinden kökleriyle birlikte havaya kaldırıverecekmiş tanımlanmayacak bir özgüven zırhı var; zırh da değil, mizacının ta kendisi…

 

Kendine güveni kadar başkalarının da kendisine uçsuz bucaksız güvenebileceği bir mizaca sahip…

 

Her koşulda yola çıkılabilecek olanlardan… Yolda her koşulda, kendisi aç kalma pahasına azığını paylaşabilecek olanlardan… Azık yoksa, o dağ yemişlerden, yosunlardan, yabani mantarlardan azık hazırlayabilecek olanlardan…

 

Cepheden bakınca burnu ve gözleri, dünyada tek başına da kalsam kendi işimi yaparım kardeşim, Allah büyük diyen bir kurdun burnu ve gözleri… Profilden bakınca bu kurt daha inanmış görünüyor.

 

Çağrıldığı yere gidenlerden…

 

En haz duyduğu ayin, secde ayini…

 

Firavun’u ve Musa’yı iliklerine kadar tanıyanlardan…

 

Uçan at efsanesine inanmaz; duyduğunda “Adiyat”  okur, alnı toprağa değer.

 

Kalemi fırçasıyla fırçası kalemiyle karışır; şiirlerinde iç içe geçmiş renklerden, resimlerinde iç içe geçmiş imgelerden geçilmez.

 

İnanmaktan ve bağlanmaktan doğan iç huzurunu imanına, insan olmaktan ve dünyaya bırakılmaktan karmaşayı resimlerine yansıtır.

 

Recep Garip bu…

 

Soyadındaki “g” bizce “k” olarak okunur.

 

Şair ressam; ressam şair…

 

Yıllarca muallimlik yaptı.

 

Yerel yönetimlerde çalıştı.

 

Mebus oldu.

 

Sonra emekli mebus oldu.

 

Hayattan emekli olunmayacağını biliyor; gözleri ışıl ışıl; her yerde…

 

İnanırım ki, bugün bile bir okulda derse girse, eskisinden ziyade bir sevdirme eyleminde bulunacaktır şiiri, hayatı ve sanatı… Gençlerin çantalarında yeni kitaplar…

 

Tok ve pürüzsüz bir sesi var.

 

Müslüman’a göz hizasından kafire ne kadar ekabir olursa olsun tepeden bakar.

 

Vakar gömleği melekler tarafından doğmadan önce giydirilmiştir.

 

Yüzü kafese girmez.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator