KOŞUYA GEÇ BAŞLAYIP TUR BİNDİREN BİR ADAM

 

Hiç ummazdım. Latin harflerini şiir gibi yazardı. Hani mektepte medresede öğretilmeyecek bir estetikle ve bir iştiyakla yazardı. Kendiliğinden yazardı. O hafif aksak adımlarıyla, dosdoğru yöneldiği eşyaya ve evrene gülümsemesiyle de bir şeyler yazardı, erbabının okuyacağı.

 

Kusursuz açılmış bir kalem ucu gibi pürüzsüz ve amade bir duruşu vardı.

 

Büyüğe küçüğe su doldurmaktan, çay doldurmaktan, öyle başkalarının küçük göreceği pek çok hizmeti yapmaktan yüksünmezdi; gülümsemesi de yüksünmezdi.

 

Yaptığı her işe, isterse bu çok sıradan, çok gündelik olsun esrarlı bir neşe katardı.

 

Az ve iyi konuşurdu. Az ve iyi uyurdu. Az ve iyi okurdu. Az ve iyi giyinirdi.  Az ve iyi geçinirdi dünyayla. Çok ve iyi çalışır, çok ve iyi düşünür, çok ve iyi kıvama getirirdi zihninde dolaşan harfleri…

 

Aksaraylıydı. Ömrünün çoğu Ankara’da geçmişti. Gönlünde bütün başkentlerin hatırı vardı. Gönlü de ak saraylıydı, leke ve kin tutmayan bir mizacı vardı.

 

Kısa ve kesin söyler, tabiri caizse nokta söyler, nükte dinlemeyi severdi. O zaman yüzündeki çiçeklenme birden bahçeleşir, korulaşır, ormanlaşırdı.

 

Rüyasında kendisini iyi çekilmiş bir “elif” olarak görürdü. Yalnızdı. Yalnızlığı uzun çekimliydi. Ağır çekimliydi. Kimseye hissettirmeden, Allah’ın ona verdiği maskelerle, gülümsemeyle, uyumla, hoşlukla filan saklardı yalnızlığını, kurgulamadan…

 

Hayatı ve harfleri yaşatmak için omuzlarıyla, gönlünün ve kalbinin omuzlarıyla su taşıyan bir ahir zaman sakasıydı.

 

Şakalaşmayı da severdi yerli yerince… Doğmuş olmanın muazzam bir şaka olduğunu aklından çıkarmadan, doğmuş olmakla doğru olmak arasında sağlam bir bağ kurarak bağlanırdı dünyaya…

 

Geçmiş zaman kullandığıma bakmayın, öyledir. Hiç ummazdım dediğime de bakmayın… Ummadığımı unuttum.

 

Aydın Köse bu…

 

Bir zamanlar Fuat Başar’dan ebru dersleri aldı. Tezhiple uğraştı. Güzel yazıda karar kıldı, icazet aldı.

 

Şimdi dünyası yazı… Yazıya rüya gördüren adam… Harflerin hareketinden ömrünü bereketlendiriyor. Hat dersleri veriyor. Mushaf’ı yazmakla meşgul…

 

Ara verdiği zamanlarda Mushaf’tan ve Mushaf’tan olana bağlı olandan yazılar yazıyor.

 

Kendine özgü bir istif anlayışı var. Tekrara düşmüyor, alabildiğine yenilikçi…

 

Asaleti yazıdan ve alın yazısından… O yazdıkça alın yazısı daha da aydınlanıyor.

 

Yüzü de bir yazı. Okunaklı. Naif. Farklı.

 

Böyle biliriz.

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator